Oca 23

Provence Rotası- Haziran 2017

Bir akşam yine bu masada oturuyorum. Bu masa hangi masa? Yazı yazmak için öncelikle ideal bir ortam gerekir. Benim ideal ortamım salonda çok amaçlı kullanılan ve bir ucuna yazı yazmak üzere hep benim oturduğum masadır. Masa tahta ve dokusu da pürüzsüz. Üzerinde göz yoran fazlalıklar yok. Birkaç kitap,  o da o an okuduklarımız. Masanın sol yanında müziğim olur. Müzik önemli. Mümkünse hiç susmasın. Gün içindeki ruh halime uyan parçalar akar oradan sürekli. Neyse  Provence’dan nereye geldik. Konuyu dağıtmayayım. Bir akşam bu masada oturuyoruz. Karşı ucunda Ateş kitap okuyor. Gözlüğünün üzerinden bana doğru bakıp, ”Provence”  dedi, bayram tatilinde birlikte buraya gidelim mi? Bir karar hızlı alınıyorsa çok doğrudur. Bileti yatmadan önce kesmiştim. Marsilya’ya gidiş dönüş iki kişilik bilet. Şimdi size rotayı anlatmaya başlıyorum. Ama önce şu şarkıyı dinler misiniz? ”Stairway To Heaven” Led Zeppelin. Gittiğim yerler benim aklımda ya bir melodi ya da yol boyunca okuduğum bir kitapla kalır. Sizden ricam bu yazıyı bu parça eşliğinde okuyun. Şahane bir sergi gezme fırsatım oldu orada. Ve bu şahane serginin finalinde bu parça çalıyordu. Muhteşem. Cennetten çıkma. Benim için Provence bu demek oldu işte…

Aix-en Provence

Marsilya’dan araba kiraladık. Çizdiğimiz rota kuzeye doğru Aix-en Provence, Lourmarin, Bonnieux… diye gidiyordu. Batıya kıvrılıp yeniden güneye Marsilya’ya dönen bir rota. Aslında hepi topu 270 km civarı ama bölge tek bir merkezde konaklanmayacak kadar büyük. Burası küçük bir kasaba ama diğer gittiklerimiz içinde büyük bile sayılır. Marsilya’ya yaklaşık 25 km. Aslında gitmeden önce ne kadar araştırsak da gidip gezdikten sonra fikirler değişiyor. Yani, bölge hakkında bilginizin kaynağının kişisel deneyime dayanması her şeyi çok değiştiriyor. Bu yüzden ben size yukarıdaki haritaya iyice bakmanızı önereceğim. Esas Provence denen bölge, lavanta tarlaları, güzel kasabalar, pazarlar, minik ve keyifli kafeler, dükkanlar, doğa… hepsi o alan içinde. Ben kendi izlediğim  rotamı anlatıyor olacağım ama yazının sonunda size aynı bölge içinde farklı bir konaklama planı vereceğim.  Aix-en Provence dediğim gibi büyük bir kasaba. Meydanı var. Çevresinde birçok kafeler, dükkanlar, market… Cıvıl cıvıl. Ama benim için fazla büyük. Karnımız acıkmıştı, seçenek çok fazla. Bu yüzden karar vermekte zorlandık ve neticede bir tapas bar bulduk kendimize. Adını maalesef not almamışım ama dediğim gibi zevkinize göre yemek yiyeceğiniz seçenek çok fazla. Biraz gezip yemeğimizi yedikten sonra Lourmarin denilen şahane kasabaya devam ettik.

Lourmarin

Hayatımda gördüğüm en küçük ve bir o kadar keyifli bir kasaba. Arnavut kaldırımı sokakları, minik dondurmacı dükkanları, bira ya da kahve içebileceğiniz sevimli bir iki kafe ve içinde saatler geçirebileceğiniz tasarım dükkanları. Bir film karesinin içine düşmüş gibi hissettim. Ateş benim gibi uzun uzun incelemeyi sevmez bu yüzden hemen bir masaya geçti, birasını söyledi ve kendi paralel evrenine geçti. 🙂 Ben sokakların altını üstüne getirdim. En son bir dondurma ile günü taçlandırdım. Konaklama Lacoste. Ama yol üzerinde uğrayacağınız bir yer daha var o da Bonnieux.

Bonnieux

Lourmarin benzeri bir kasaba. Meydanında cuma günleri şahane bir pazar kuruluyor. Ben her yerin pazarına bayılırım. Ama buranın pazarında beni en çok çeken şey şapkaları oldu. Nefis şapkalar. Fiyatlar pahallı, üstelik Euro- Tl bazında bakarsak pazardan almak bile maliyet. Yine de yolunuz pazarın kurulduğu güne denk düşerse gezmeden geçmeyin.

Lacoste

Bu köylerin birbirine mesafesi en fazla 10 km. Bu yüzden yol sorun değil. Üstelik köyleri birbirine bağlayan bu yollar lavanta tarlalarından geçiyor. Kaldığımız yer, adını mutlaka yazmak isteyeceğim kadar güzeldi. Neden güzel dedim önce onu belirteyim. Tek katlı yan yana dizilmiş 5-6 kulübe düşünün. Önlerinde minik ama minicik bir teras var. Her teras lavanta bahçesine bakıyor. Bahçede bir süs havuzu. Bir ferforje masa. Çevre ağaçlarla kaplı. Yatak bahçeye dönük. Perdeleri de açarsanız önünüzde çiçekler ve kulağınızda kuş sesleri eşliğinde bir uykuya geçebilirsiniz. Konakladığımız yerin adı Le Clos Des Lavandes. Eşyaları bıraktıktan sonra yemek yemek için dışarı çıktık. Elbette arabasız. La Dolce Vita. Küçük ve lezzetli bir yer. Pizza yedik. Birinci günü bu şekilde bitirdik.

Menerbes

Sokaklarının arasından lavantalar fışkıran bir köy burası. Vadiye bakıyor. Girişinde aracınızı bırakmak için geniş bir park alanı ve hemen devamında lavanta tarlalarına karşı bir şeyler içeceğiniz hoş bir kafe var. Ne işinize yarar bilmem ama bir de mobilyacı. 🙂 Öğlen 15.00 olduğunda yemek servisi kapanıyor. Bir daha akşam saat 18.00’e kadar kapalı. Günlük yol planınızı yaparken bunu göz önünde bulundurun. Yol üzerinde Oppede‘den geçeceksiniz. (Oppede-le-Vieux)  Aslında yol üzeri demeyelim yolunuza çok yakın diyelim. Hangi yol? Roussilion‘a gideceğinizi düşünerek söylediğim yol. Burada milli park gibi bir yer var. İçinde şehrin eski halinin kalıntıları duruyor. Buraya mutlaka girin. Doğal vadinin içine kurulmuş ve şimdi kalıntıları kalmış bu taşların arasından geçerek çıktığınız meydan çölde vaha gibi. Ağaçların arasında çok güzel bir restorant var ve gölgeli bahçesi ile şahane bir mola yeri. Adı Le Petit Cafe

Roussilion

Burası bizim Kapadokya gibi. Kızıl Vadi benzeri kırmızı renkli topraktan oluşmuş, doğal kayalar var. Öğlen yemeğimizi burada Cafe de L’ Ocrier adlı bir restoranın, kızıl kayalara bakan balkonunda yedik. Ve sonra ver elini Gordes. Ancak Gordes’e  gitmeden önce uğradığımız bir yer var kiiiiii !..

Fontaine de Vaucluse

Fransa’nın Avignon bölgesini, kanal gezisi yaptığımızda detaylı gezme imkanı bulmuştuk ve locaboat yazımda bölgeyi anlattım. Bu kasaba, Avignon’na 25 km mesafede. İçinden nehir geçen, kapalı, eski bir orta çağ köyü. Meydanında yani nehrin yanında restoranlar var. Ateş’i orada birasıyla baş başa bırakıp ben tepeleri keşfe çıktım. Dağa doğru tırmanan yarısı patika yarısı merdiven , o dik yamaçlara tırmandıkça manzara çok güzel bir şekilde önünüzde şekilleniyor. Kapıların önünde küçücük de olsa mutlaka bir şemsiye, bir sandalye var. Sanırım onların bizden en önemli farkı, hayatın tadını çıkartacak anları yakalıyorlar. Biz sandalye ve şemsiye sığacak kadar olan o yeri ya beton atarak, büyütür (yani doğaya tecavüz ederek büyütür) ya da ayakkabılık olarak kullanırdık. Burayı yol planınıza alırken su sesleri arasında bir bira içimi zaman bırakın.

Gördes

Burası Kapadokya’ya benzetilebilir. Eğer oraya benzeteceksem de Uçhisar diyebilirim. Buraya kadar geçtiğimiz yerlerle karşılaştırdığımızda daha turistik bir yer olduğunu söyleyebilirim. Kalabalık yüzünden yemek yiyemedik. Gidiş saatimiz itibariyle öğlen mutfak kapanış saati gelmişti. Bir dağın tepesine kurulmuş bu köyün, daracık taş yollarında ilginç manzaralar eşliğinde gezinirken, o inişin bir de çıkışı olduğunu unutmayın. Klasik diğer köyler gibi lavanta likörleri, lavanta sabunları, lavanta magnetleri, lavanta desenli havluları, lavanta… Lavantayla yapılabilecek her şey yapılmış. Bitmiş… Görmek için güzel bir yer ama kalmak için tavsiye edeceğim tek yer, ikinci gece kaldığımız Le Domaine De Palerme. Şahane…

L’isle sur Sorgue

Burayı nasıl anlatsam? Kasabanın merkezine yaklaşık 2 km mesafede bir çiftlik evi düşünün. Biz booking.com’da bulduk. Le Domaine De Palerme. Adı bu. Koskoca bir bahçe, koskoca bir köşk. Kaç odası var bilmiyorum. Güzel bahçeye, çınar ağacının altına kocaman ahşap bir masa koymuşlardı. Evin sahibi olan Fransız, bizi masaya davet etti. Paris’in yoğunluğundan kaçıp, karı koca burayı satın almışlar. Evin tarihi çok eskiye dayanıyor. Albert Camu da bir dönem o evde yaşamış. Masada başka bir misafir çift daha vardı sanırım onlar Kanada’lıydı. Ateş sohbet etmeyi sevmez. Nezaketen oturup sorulara cevap verir. Ben sohbet etmeyi çok severim. Fransızca anlamasam da dinlemeyi en sevdiğim dildir. Türkiye, Orta Doğu, Tayyip, İstanbul, BNP ve benim seyahat bloğum üzerinden devam eden bir sohbeti keyifle dinledim. Yemeği onlarla yememiz konusunda ısrarları oldu ama biz kasabanın içini tercih ettik. Tripadviser üzerinden bolca  övgü alan bir yerde yedik ve memnun da kaldık.

Saint Etienne du Gres

Yol üzerinde ” Musee de la Lavande” var. Buraya uğradık. Lavanta Müzesi. Ne kadar çok Çin’li var! Uğramasanız da olur. Ama olur da uğrarsanız lavanta yağı almanızı öneririm. Çok yoğun bir kokusu var. Tarihi bölgenin biraz dışına çıkmış olduk buraya gelerek. Kaldığımız yer Le Presbytere en Provence. Yaşlı mı yaşlı bir teyze ve onun yarı deli 40’lı yaşlarda bir oğlu işletiyor. Adı Marinene. Ev, Saint Etienne du Gres kasabasında. Marinene koyu bir Katolik. Evin salonu diyebileceğim yer şapel. 😀 İşte orada selfiyi ihmal etmedim. Bahçe güzel olmakla beraber biraz da ürkütücü. Odalarda bol miktarda karasinek, uyuyabilmeniz için önce onların uykuya dalması gerekiyor ama daha da kötüsü karasinekler her zaman bizlerden önce uyanıyor. iki gece kaldık burada ve iki sabah da teyze bize kahvaltıyı getirdiğinde, o gece de ölmemiş olmasına şaşırdık. Kaldığımız yer kasabanın merkezine 5 km civarı. Merkez buraya kadar yazdığım diğer yerlerle mukayese edildiğinde çok büyük bir yerleşim. Kilisesi, meydanları, restoranları, mağazaları… Akşam yemeğini yediğimiz yer Creperie La Celtie. Burası sadece krep yapan bir yer, içine konacak malzemenin sınırı yok. Ben somonlu yedim. Yemeğin sonunda Nutella’lı da yediğimi hatırlıyorum.

Saint Remy de Provence ve Avignon

Burası Nostradamus’un doğum yeri. Aynı zamanda Van Gogh’un yattığı akıl hastanesinin de bulunduğu yer. Buradan Avignon’a devam ettik. İkisinin arası yaklaşık 25 km. Ben bir kafede oturmayı tercih ettim. Ateş, papalık sarayını gezmek istedi. Şehrin tam meydanında yer alan Palais des Papes orta çağdan kalan en büyük ve önemli gotik yapılardan biri. Gezisi bitince bir şeyler içmek üzere bana eşlik etti.

Les Baux de Provence

Bir kalenin içine kurulu, ortaçağdan kalma bu yerleşim, içinde pek çok dükkan, hediyelik eşya, sergi alanı barındırıyor.

www.lesbauxdeprovence.com  O gün ses ve ışık şöleninden oluşan güzel bir sergiye gittik. Akşam yemeği için tercih ettiğimiz yer, Fontvieille’de, La Cuisine de Planet adlı restorant oldu. Minik bir bahçesi var ve etrafı mis gibi çiçek kokularıyla dolu.

Arles

Bu yolculuktaki son durak. Şehri bildik yapan en önemli kişi Van Gogh. 1888 den itibaren bir süre burada yaşamış ve eserlerinde ilham aldığı yer burası olmuş. Rhone nehri kenarındaki bu şehri anlatmak yerine ressamın sıra dışı ve deliliğin kenarında geçen hayatına kısaca değinmek daha güzel olacak. Çocukluk yıllarını ”kasvetli, soğuk ve kısır” olarak betimliyor. Belki bu betimlemede,  ölen kardeşinin adını almış olmasının ruh durumunda yarattığı sıkıntı da etkili olabilir. Öğrenme güçlüğü çektiği ve çok yavaş anladığı için 12 yaşında okul hayatını bırakan Van Gogh, bu durum nedeniyle iyice içine kapanık bir yapıya sahip olmuş. Bi Polar kişilik bozukluğu hastalığından muzdarip. 1873 yılında henüz 23 yaşındayken Londra’da bir resim galerisinde memuriyete başlamış. Ağabeyi Theo, onu hayatı boyunca hep destekleyip korumuş. Ressamın hayatında ağabeyi çok önemli bir figür. Birçok aşk acıları çeken ressamın, Londra’da tanıştığı ve karşılık bulamadığı ilk aşkı, ruhsal rahatsızlığının da başlangıcına yol açmış. Arles’e yerleşip oradan bir ev aldığında en büyük arzusu, sanatçı arkadaşlarıyla o evde birlikte yaşarken, sanatsal faaliyetler ve tartışmaları da birlikte yapmak olmuş. Yegane dostlarından biri, kendisi de narsistik kişilik bozukluğuna sahip P. Gauguin olmuş. O evde bir süre birlikte yaşamışlar. Mavi, resimde melankolinin rengidir. Gökyüzü ve deniz tasvirlerinde ikisi de bundan etkilemiştir. Resimler ve sanatsal tartışmalarla yoğun şekilde, günler bir süre sakin ve huzurlu geçer. Van Gogh Hollanda’lı bir sanatçı ve o dönem Hollanda’lı sanatçılar resimlerini dışarı çıkıp doğayı gözlemleyerek yaparmış. 23 Aralık 1888 aralarında çıkan büyük bir kavgadan sonra Gauguin evden çıkarak geceyi otelde geçirir. Bunun üzerine zaten ruhsal durumu bozuk olan ve manik-depresif ataklar geçiren Van Gogh yeni bir sinir krizi geçirerek sol kulağını keser. Bu kavga kulağını kesmesine neden olmuştur diye bilinse de başka bir hikayeye göre, ağabeyi Thedor’dan o gün aldığı mektupta, Theo’nun evleneceği haberini almış. En büyük desteğini kaybedeceği düşüncesiyle korkuya kapılmasının bu krizi geçirmesine neden olduğu yazılmaktadır.  Gauguin ertesi gün bu olayı  öğrendiğinde Theo’ya  durumu bildiren bir mektup yazar ve Arles’i terk eder. Bir daha da geri dönmez. Gauguin’in gidişinin ardından sinir krizi atakları sürmüş ancak Arles halkı bir süre sonra bu durumdan tedirgin olarak onu belediye başkanına şikayet etmişler. Bir süre akıl hastanesinde yatmış sadece resim yapmak için kırlara çıkmasına izin verilmiş. Yine böyle resim yapmak için kırlara çıktığı bir gün kendisini vurarak öldürmüş.

Ayçiçekleri, yıldızlar, gece mavisi, yıldızların sarı ışıkları… En güzel tablolarını yaparken, hastalığının manik dönemindeki coşkun ruh durumunun da etkileri olduğu söylenir. Hüzünlü bir hikaye hayatı. Üstelik sağlığında tablolarının bu kadar değerli olduğunu da maalesef görememiştir. Ama resim yapmak,  içindeki tüm tutkuları, arzuları, hayalleri özgürce gerçekleştirdiği, akışta kalabildiği en güzel yol olmuştur. Hatta bir dönem, artık fırça bile kullanmadan boyalara direkt elle temas edip, tuvalle arasına başka bir aracı koymadan resim yapmıştır. Arles sokaklarında dolaşırken yürüdüğü yollar, resim çizdiği bahçelerde bulunmak bence şehrin kendisinden daha heyecan verici.

Bu arada şunu söyleyerek bitirmek istiyorum bu kısmı. Arles 50 bin kişilik nüfusa sahip bir yerleşim. Actes Sud Librairie  Editions, içinde 40 bin kitap barındıran bir kitapçı. Üstelik tamamı kendi dillerinde, yani Fransızca. Raflarda bizim yazarlarımızı  görmek de gurur verici. Geçtiğimiz günlerde Azmi Karaveli’nin bir paylaşımında, Rize’de bu ay bir kitapçı açıldığını okumuştum. Haber değeri, Rize’deki ilk kitapçı olması elbette. Yavaş ama sağlam ilerliyoruz diyerek avunalım mı? 🙂

Maussane- Eygalieres

Minik bir kasaba burası. Son derece şık restorantlar ve konaklama alternatiflerinin olduğu bir yer. Biz Maison Des Baux Arts isimli yerde kaldık. Konakladığımız evin sahibinin tavsiyesiyle Maussane’a çok yakın bir yer olan Eygalieres’e öğlen yemeği için gittik. Yemyeşil ağaçlarla kaplı, patikadan az daha büyük bir yoldan vardık buraya. Paulette Restaurant adlı şirin bir yerde yemek yedik. Maussane bölgenin lavanta zenginliğine ilave olarak,  zeytinlikleri ve zeytin yağları ile de meşhur bir yer. Sokak aralarında azıcık gezinirseniz karşınıza bunlardan satın alabileceğiniz butik dükkanlar da çıkacak.

Gezinin Özeti

Kitaplarımı çantama koyup sessiz ve huzur içinde , dinlenerek, zevkli yemekler tadarak, küçük kafelerde kahvemi, şarabımı içerek telaşsız bir gezi yapayım diyorsanız bir hafta ayırın derim. Lavantaların açtığı mevsim Temmuz. Daha sakin bir zaman diliminde gitmek isterseniz lavantalara denk düşürmemeye çalışın. Gerçi benim konaklama alternatifi olarak sizlerle paylaştığım yerler öyle çok turist yoğun yerler değil. Vaktim az sadece görmek istiyorum, hızlı bir gezi yapacağım diyorsanız 4 gün ideal. Haritada gördüğünüz yerler Provence’ın kalbi. Lacoste, Bonnieux, Menerbes, Gordes, Oppede, L’isle sur la Sorgue olmazsa olmazlar arasında. Ben buna ilaveten Fontaine de Vaucluse mutlaka uğrayın diyorum. Ekonomik bir seyahat değil. İki kişi min 50 Euro max. 80 Euro arası yemek ücretleri ödedik. Haziran ayı sıcaklık olarak bunaltmayan, üşütmeyen, kısaca keyifli bir aydı.  Yol kenarlarından toplayıp, buket yaparak kuruttuğum lavantalarım hala salonumda…

 

 

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/provence-rotasi-haziran-2017/

Ağu 01

Londra, Londra, Londra… 16-18 Haziran 2017

Londra’dan bıkılmaz, asla bıkılmaz. Hele bir de yanınızda İnci varsa! Cuma öğleden sonra yola çıktık ve saat farkının avantajıyla günü yakaladık. Otelimizi kısa vakit içinde pratik olması için Jermyn St. üzerinde The Cavendish London olarak seçtik. Yani Regent Street’e paralel bir cadde ve hemen sokağın girişinde Fortnum&Mason var. Eşyalarımızı otele bıraktığımız gibi Regent Street üzerindeki Hollister mağazasına. 🙂 Sıkılana kadar ortalığı talan ettik ve ”-mağaza gezmeye mi geldik? haydiiiii ! ”  diyerek, ver elini Soho. Continue reading

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/londra-londra-londra-16-18-haziran-2017/

Tem 31

Öznur’un Heidi Turu-Haziran 2017

İşte size anlatmak için sabırsızlandığım tur!! Adını ben koydum. ”Öznur’un Heidi Turu.” İnternete Heidi, Alp Dağları, Peter, Johanna Spyri…. kısaca bu hikayeye ilişkin her şeyi girdim ve tek tek okudum. Tüm köyleri, tüm dağları, tüm fotoğrafları…Ve bizi hikayeye götürecek rotayı çıkarttım. Neden bu hikaye benim için önemli? Sıkılmazsanız anlatayım mı? Tek taraflı bir diyalog gerçi bizimkisi. Ama bu bloğu takip edenlerin anlat dediğini hissediyorum. 🙂

Ben İzmit’te doğdum. İlkokul ikinci sınıfa kadar da orada yaşadım. Babamı 2 yaşında kaybettim. Bu yüzden benim hayatımda dedem çok önemli bir yerde oldu hep. Annem ben 7 yaşıma geldiğimde yeniden evlendi ve biz annemle birlikte İstanbul’a taşındık. İşte hikaye bu kadar basit. Siz de eşleştirmeleri yaptınız mı hemen? Heidi benim. Dedem, Alp dede. Alp Dağları, İzmit. Frankfurt ise İstanbul. Bayan Rottenmeier annem değil elbet. 🙂  O kadar uyduramadım kendi hikayemi Heidi’ye. Ama emin olun bayan Rottenmeier’in yerini doldurmaya aday birileri benim çocukluğumda da vardı.

Ben sürekli ama sürekli bu kitabı okudum. Bu kitabı bir tutku gibi mi okudum, bir nefes diye mi okudum, bir özlem ya da bir umut olarak mı okudum bunu bilmiyorum. Ama çocukluğuma dair hatırladığım en önemli kitap. Özel ilgim ve hazırlığım bu yüzdendi. Bu arada belirtmeliyim ki şimdi okuyacağınız bu rota, görüp görebileceğiniz en iyi Heidi rotası. 😀 Bu konuda asla tevazu göstermeyeceğim. Continue reading

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/oznurun-heidi-turu/

Tem 26

Salzburg- Hallstatt Mayıs 2017

Salzburg şehrini ve Hallstatt köyünü daha önce görmüştüm. Araları yaklaşık 70 km. THY’nin Salzburg’a direkt uçuşu var. Bu şehirden kiralayacağınız araç ile ya da tren ile Hallstatt’a geçebilirsiniz. Biz 3 günlük bir program yaptık. Bu üç gecenin bir gecesini Salzburg’a ayırdık, diğer iki geceyi Hallstatt’da geçirdik.

Salzburg Mozart şehri olarak bilinir. Doğduğu ev buradadır ve müze olarak ziyaretçilere açıktır.Yürüyerek gezebileceğiniz kadar küçük bir şehir olup araç kiralamaya gerek olmaksızın gezebilirsiniz. Biz, Hotel Amadeus’da kaldık. Yeri  tam çarşının içinde, gezilecek yerlere yürüyüş mesafesinde ve içi son derece keyifle döşenmiş bir şıklıkta. Cuma akşamı geç geldiğimiz için fazla bir vaktimiz yoktu. Continue reading

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/salzburg-hallstatt-mayis-2017/

Tem 20

Kars – Mart 2017

Aylin Erözcan

Kars geç tanıştığım bir şehir. Benim üzerimdeki etkisi güçlü oldu. Daha önce benzer duyguları Antakya’da hissetmiştim. Zaten şehir dediğin seni alıp bir yerlere götürmeli. Duygularını coşturmalı, ilham vermeli, o içinde var olduğunu bildiğin ama bir türlü ortaya çıkaramadığın şey neyse onun çıkışına araç olmalı. Bu benim için kelimeler. Kimi için notalar, kimi için bir hikaye, kimi için beynin kıvrımlarından süzülen düşünceler, kimi için ”işte buldum!” anı. Continue reading

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/kars-mart-2017/

Tem 17

Trakya Üzüm Bağlarının İzinde – Şubat 2017

Sinem’in doğum günü şerefine yapıldı bu rota. Açıkçası burnumuzun dibinde böyle yüksek standart üzüm bağları ve butik konaklama imkanı sunan bağ evleri olduğunu bilmiyordum. Aslında bu rotanın mevsimi bahar ayları olmalı. Sinem şubat ayında doğduğu için bizim yolculuk bu şekilde oldu. Her mevsim keyfi çıkartılabilecek bir doğa. Biz cumartesi sabah yola çıktık ve pazar öğlen dönüşe geçtik. Ama bu kısa zamana yine çok keyifli bağlar sığdırdık. Yani sadece hafta sonu için ya da 3-5 günlük bir tatil planı içine alacak şekilde çeşitlendirilebilecek bir rota. Konaklamak için seçtiğimiz yer Barbaros Bağ Evi oldu. Continue reading

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/trakya-uzum-baglarinin-izinde-subat-2017/

Tem 17

Roma – Aralık 2016

Hepimizin hayatta, görmeyi en çok hayal ettiği bir köşe vardır değil mi şu dünyada? Ben, kendi hayalim neydi ya da şimdi nedir diye düşünüyorum da. Benim hayalim sanırım Tibet. Himalayalar. Neden orası? Çok da bilmiyorum. Dünyanın çatısı diye düşündüğümden olabilir mi acaba? Ya da hiçbir yer belki yeteri kadar uzak gelmiyor bana. Burayı düşündüğümde, kendimi nokta kadar bile hissetmeyeceğim, dibinde bir karınca kadar cüssemin kalmadığı bir dağ hayal ediyorum. Diğer bir hayalim Grönland. Grönland’da kendimi düşündüğümde ise bembeyaz bir boşluğa baktığımı düşünüyorum hep. Doğanın gücü, büyüklüğü ve insanın onun gücü karşısında hala tek çaresinin ona uyum sağlayarak yaşamak zorunda kaldığı yerler belki de benim hayalim. Continue reading

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/roma-aralik-2016/

Oca 22

Stuttgart 7-9 Ekim 2016

Stuttgart, benim için anlamı fazla ağır bir şehir. Babam ve annemin toplam 3 yıl süren evliliklerinde yaklaşık 6-7 aylarını geçirdikleri şehir. Annem ve babamın az sayıdaki keyifli fotograf karelerinin bir çoğuna konu olmuş şehir. Bir yanım hep buraya gitmek ve babamı keşfetmek istemiştir. Annemin anlattıkları, çalıştığı yer, kaldıkları ev, yürüdüğü yollar, bilmiyorum mümkün mü ama belki alışveriş yaptıkları market, uçağa bindiği havaalanı… Babama yolculuk gibi. Diğer yanım ise: geçmişi boşver Öznur der, karşı cevap olarak. Bulmak istediğin her şey yüreğinde ve hayal gücünün zenginliğinde. Ve hayal gücü o kadar özgür bir alandır ki bir oyun hamuru gibi ya da boş bir tuval gibi şekilden şekle sokabilirsin. Kuralları sen koyarsın, kişileri sen seçersin, sözcüklere sen karar verirsin ve hatta duygulara da sen karar verirsin. Neyse… Nasıl geldim yavv buralara.  🙂 Continue reading

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/stuttgart-7-9-ekim-2016/

Oca 17

Malatya 22-23 Ekim 2016

Annemi bir yere götürmek istedim. Özellikle uçağa bineceği şekilde bir yere gitmek onu çocuklar gibi mutlu ediyor. Pagasus’un promosyon uçuşlarına rastgele baktım. Aslında Malatya’dan daha ekonomik olanlar da vardı ama Haluk babam ve annemin 2 yıl önce – yani babam rahmetli olmadan kısa bir süre önce-  birlikte gitmek istedikleri şehirdi Malatya. Hiç düşünmeden annem, Ela ve ben olarak üçümüz için bileti kestim. İtiraf ediyorum Malatya’yı seçmekle ne kadar iyi bir tercih yaptığımı oraya gittikten sonra anladım. Neden bilmiyorum çok sevdim Malatya’yı. Aslında bildiğiniz diğer şehirler gibi orası da yoğun trafikli bir büyük yerleşim. Fakat öyle güzel köşelerine gittik ki Hatay’da aldığım tadı aldım. Yani huzur. Acaba bu tadı almamda annem ile 24 saat sevgi yumağı olmamızın etkisi var mıydı acaba? Malatya’da Ramada Altın Kayısı Otel’de kaldık. Continue reading

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/malatya-22-23-ekim-2016/

Oca 17

Kefalonya Adası-Yunanistan 11-15 Eylül 2016

Her şey benim bir fotoğrafa aşık olmamla başladı. Yanda gördüğünüz fotoğraf o. Ağaçların altındaki masa, mavi-yeşil bir deniz, o masada bir kahve içmek, kitap okumak, yazı yazmak isteği doğurdu bende. Bıraksanız sonsuza dek oturulurmuşçasına güzel geldi bana. Çocukları orada oyun oynarken ya da denize girerken hayal ettim. Fotoğrafı teyzem Facebook’ da paylaşmıştı. Neresi olduğunu bilmiyordu. Ben de kendi sayfamda paylaşarak, ” Burası neresi olabilir? ” diye bir soru sordum. Birçok arkadaşım ilgilendi. Ege’den seçenekler çıktı. Eski Foça vs. dendi ama oraların eski fotolarına baktığımda benzetemedim. Sonra biri masada duran şişenin bira şişesi olduğunu ve üzerinde Yunanca yazdığını söyledi. Yunanistan olduğu keşfedildikten sonra gerisi daha kolay oldu. Başka bir arkadaşım Kefalonya olduğunu öğrenerek bana yazdı. Kefalonya Adası’nı internetten araştırmaya koyuldum. Continue reading

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/kefalonya-adasi-yunanistan-11-15-eylul-2016/

Oca 15

Londra 19-21 Haziran 2016

Oğlum ve ben.

En sevdiğim şehir. Pek çoğunuz gibi. Tek başına, ailemle, arkadaşlarımla . Kiminle olursa olsun nereye gidelim dendiğinde ilk aklıma gelen şehir. Bu sefer Efe ile tek başımıza gittik. Bizim tek başımıza bir yere gidiyor olmamız zaten durum itibari ile risklidir ve fantastik maceradır. Bunu Bodrum’a yelken için gidiş gelişlerimizde çok yaşadık. Genelde Efe ile uçağa son dakikada yetişiriz. Çoğu zaman yapılması gerekenleri eksiksiz yapsak da bu böyledir. Bu sefer de tam zamanında yola çıktık. Ateş bizi havaalanına bırakacaktı. Online check in yaptık. Çıkış pullarımızı bile ödemiştim. Keyfli bir yolculuk ile AHL ‘ye vardık. Ateş’in, çok dikkatli olun, inince arayın tembihleri ile vedalaştık ve oğlumla baş başa havaalanına girdik. Continue reading

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/londra-19-21-haziran-2016/

Oca 11

Didim- Bodrum 11-12 Haziran 2016

Bu yıl benim can dostlarım, yani M5, yani Muhteşem Beşli, doğum günlerimizi sürpriz bir şekilde kutlamaya karar verdik. Bu kararı aldıktan sonra ilk doğum günü, 21 Mayıs, yani benim doğum günümdü. Beni hariç tutarak bir yazışma grubu oluşturdular. Orada planlar, programlar yapıldı ve takvimler 11 Haziran sabahını gösterdiğinde Bilge’nin vale hizmeti ile, kapımdan alınarak hava limanına doğru yola çıktım. Ekibin kalanı ile hava alanında buluştuk ve Van uçağının kapısında beklemeye başladık.

”-Neden Van?”  Bu sorunun cevabı olarak,

”- Ailenle gitmişsin , bloğunda çok sevdiğini yazmışsın, madem bu kadar sevdin, bize de seni yediden Van’a götürmek yakışır.”  dediler.  🙂

”-Canlar, benim daha çok sevdiğim yerler de var misal Bodrum 😎  ”

”-Yok hocam afkurma Van ! ” Continue reading

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/didim-bodrum-11-12-haziran-2016/

Oca 11

Eskişehir 4-5 Haziran 2016

Odun Pazarı Sokakları

İstanbul’a bu kadar yakın olduğu için bugüne kadar gitmemiş olabilir miyiz? Eskişehir’e gitmek, aslında hep aklımızda olan bir plandı. O kadar güzel anlatmıştı ki giden arkadaşlarımız. Avrupa şehirlerinden farkı yok demişlerdi. Uğrasızlar ve biz iki araba olarak yola koyulduk. Yol üzerinde Bolu’ya varmadan Berceste Dinlenme Tesisleri‘nde bir kahvaltı ettik. Öğleden önce Eskişehir’e vardık. Otelimiz Odun pazarındaydı. O bölgede tarihi konaklar hep az odalı butik otellere çevrilmiş. Bizim kaldığımız da bunlar arasında FRZ Konak Otel’di. Eşyalarımızı bırakır bırakmaz şehri gezmek üzere dışarı çıktık. Tarihi Odun Pazarı evlerinin bir çoğu turistik eşya satan, renkli boyanmış ve şehrin o bölgesine nostaljik bir hava veren, enerjisi yüksek bir yer olmuş. Burayı gezdikten sonra soluğu Eskişehir Mutfağı Çiğbörek Evinde aldık. Atatürk Bulvarı üzerindeki bu yerde yediğim çiğbörekler, çekirdek yermişcesine saymadan, mideye doğru yuvarlandı gitti. Yanında gelen turşu da bir o kadar lezzetli ve
iştah veren cinstendi. Continue reading

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/eskisehir-4-5-haziran-2016/

May 03

Yine mi İtalya?

20 NİSAN 2016 ÇRŞ.NAPOLİ – POSİTANO

IMG_1217Muhteşem Beşliyi artık tanıyorsunuz. Benim 26 yıllık arkadaşlarım. Artık kaç yıllık olduklarını da söylemeyeceğim zaten. Yıllar ilerliyor. Bu yıl gezi öncesi M5 tişörtleri yaptırdık. Gamze diyor ki; ”- Yaşıtlarımızın yarısı öldü, kalan yarısı da hacı oldu. (Öznur sen hala evrene enerji gönder.) 50 yaşından sonra tişört yaptırıp ana okulu çocukları gibi giyip gezeceğiz, bi gidin yavvv !! Bu sizinle son tatilimdir, seneye direkt hacca!! ” 😀  Bu baskıya rağmen M5 tişörtlerini  yaptırdım. Bizim için gezi zaten, geziye son 2 hafta kala başlar. Mailler gider gelir, para hesapları başlar, eski defterler açılır. Eski defterler, eski gezi anıları demek. Gülmenin start aldığı gün, gezinin başlangıcı demektir.IMG_0735

20 Nisan Çarşamba akşamı THY ile AHL ‘den uçacaktık. Sinem, İnci ve Gamze, benim şubede buluştuk. İlk yurt dışı seyahatimizde sanırım yıl 1995, rotamız İspanya’ydı. AKM ‘de buluşmuştuk. Ki o zamanlar nereye gidersek gidelim AKM ‘de buluşulurdu. ”- Uçağa çok vakit var, haydi sinemaya gidelim .” diyerek bir filme girmiştik. Neye girdiğimize de bakmadık sanırım. Film bir Fellini filmi çıktı. Tatil enerjisinin yarısını salonda bırakıp yola çıktığımızı hatırlıyorum. 😀 Continue reading

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/yine-mi-italya/

Mar 27

Hatay-19 Mart 2016

IMG_9526Uğrasızlar ile birlikte Hatay yolcusuyuz. Ailecek geziyoruz ya Uğrasızlar da ailemizin en kıymetli üyelerinden… Onlarla  sanırım bu dördüncü şehir gezimiz. Her biri diğerinden daha keyifli dört hafta sonu. Uğrasızlar ile birlikte olmanın en güzel taraflarından biri herkesin bir kankası olması. Ela ve Uygar’ı bir tek uyku ayırıyor. Efe ve Sarp ise son iki gezidir zaten birlikte, ayrı bir odada kalıyorlar. Artık tam ergen muhabbetinin koyulaştığı dönemdeler ve odalarından sürekli kahkaha sesleri geliyor ve daima çevrimiçiler 🙂

Sabah 5.30 uçağı ile yolculuk yapacaktık. Ateş’in kaçta kalktığını tahmin edersiniz. Sanırım 03.00 suları saati çaldı. Aslında ben bu duruma çok söyleniyorum ama ne zaman tek başıma ya da Ateş olmadan çocuklar ile seyahat etsem her seferinde uçağa zor binmişizdir. Bir defasında Efe’nin Bodrum’da yelken yaptığı dönemde, Bodrum’dan İstanbul’a dönüyoruz. İlk defa uçuşa bir saat kala havalimanında olup keyif yaptık. Ateş’e fotoğraflar atıp, “bak biz sensiz de vaktinde havalimanında olabiliyoruz” falan diye geyik yapıyoruz. Neyse, son çağrı, ”- Haydi kapıya ” anonsunu duyduk. Uçağa binmek üzere kapıya geldik, cep telefonumdan online check-in barkodunu gösteriyorum, adam demez mi  ”-Bu online check-in barkodu değil.”  ”-e nasıl olur ? biz bununla kapıdan geçtik.” Bu sefer şaşırma sırası adama geçti ve nasıl geçebildiğimize şaşırdı. Son çağrıya kadar check-in yapmadığımız için bizim isimler sistemden bile silinmişti. Gülelim mi,  ağlayalım mı,  yalvaralım mı derken,  Ateş aradı 🙂  ”-Hadi hala daha teliniz niye açık binmediniz mi? Rötar mı var? ” diye art arda soruyor… Olanı anlatsak kalp krizi geçirir 🙂 Konunun nasıl çözüldüğü belirsiz ama uçağa Çelebinin özel binek aracı ile son dakikada bir mucize gibi binebildiğimizi hatırlıyorum. Continue reading

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/hatay-19-mart-2016/

Mar 10

Muhteşem Beşli ile Antep-Urfa ( 5-6 Mart 2016 )

IMG_9241

Muhteşem Beşli

Bloğumu okuyanlar yada yakın çevrem, Muhteşem Beşli’nin kim olduğunu ve hayatımdaki önemini iyi bilir. Arkadaş, dost falan, o kavramları geçiniz. Beni kesmez. Onlar benim nefesim. Hayatın yükünü hafifletenlerim. Daha çok yazarım ama kızarlar. Duygusala bağlamaya gerek yok. Duygusal lafları erkekleri söylesin onlara. Ben yine alıştırdığım şekilde, öyküyü anlatmaya başlayayım.

Her yıl Nisan-Mayıs aylarındaki  yurt dışı seyahatlerimiz çok güzel ama arası uzun. O kadar eğlenceli geziler için bir yıl beklemek, bu kısa hayat için fazla uzun bir süre. Ne yapalım? Başta kendi memleketlerimiz olmak üzere yurdumuzu da karış karış gezelim dedik. Hem ekonomik, hem de ekstra izin almadan hafta sonuna sığar.

Bu kararı alınca Bilge-Tokat, Ben-İzmit, Gamze-Trabzon, Rus olduğunu iddia eden Sinem ve Niğde-İnci olmak üzere yer planlamaya çalıştık. Ancak bunların hiçbirinde uzlaşamayınca, ”- Haydi, ilk hedef Antep olsun ! ” dedik. Dediğimiz dakika İnci biletleri kesti 🙂 Continue reading

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/muhtesem-besli-ile-antep-urfa/

Şub 21

AMERİKA-2016-SAN FRANCISCO,LOS ANGELES,SAN DIEGO

IMG_7386Bu güzergahı ne zaman kafama taktım tam hatırlamıyorum. San Francisco’yu merak ediyordum evet, ama asıl hayallerime girişi sanırım Route 1 ‘ın fotograflarını görünce oldu. Pasific Okyanusu’na paralel giden bu yol, sahip olduğu nefis virajlarla, yamaçlarla, kasabalarıyla beni büyüledi. San Francisco ile başlayarak, Los Angeles ‘a varacağımız bu rotada,  çok yorulmamak için en az iki gece Route 1 üzerindeki kasabalarda  konaklamamız gerekir diye düşündüm.Ateş de bu rotaya San Diego’yu ekleyince yol planı oluştu.

Kısaca şu hale geldi; 4 gece San Francisco, son gün araba kiralayarak Route 1’e çıkış, yol üzerinde Carmel ve Cambria ‘da konaklayarak 7.gün Los Angeles’a varış. Orada 4 gece konaklama. Bir gece San Diego ve ertesi gün 1 gece daha L.A.’de kaldıktan sonra eve dönüş.Toplam 12 gece. Program gerçekten de doğru planlanmış mıydı? Bence evet .Yormadı, sıkmadı.Kısaca iyiydi.Ama şu da var ki yazın gidecek olursanız bu program tamamen değişir.Çünkü o kasabalar çok daha uzun kalmayı hakeder. Mesela yazın L.A.’ de su parkları devreye girer. San Diego ‘ya iki gün yetmez.Yani bu program sadece sömestre için ideal bana kalırsa.

Detaya başlamadan kısa kısa notlar; Continue reading

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/amerika-2016/

Şub 21

23 Ocak Ctesi,San Francisco Uçuşu ve Otele Varış

IMG_7216Sabah 3 ‘de kalktık.Yatmadan önce içtiğim greyfurt suyunun etkisi ile bu kısa sürede olabilecek en iyi uykuyu uyudum. Ela’yı en son uyandırarak, yola koyulduk. Arabayı AHL ‘de bıraktık. Ateş’in yoğun stresi altında havalimanına vardık. Bizim 2 valiz ve iki çocuk ile yaklaşık 20 saat sürecek bir yolculuğa çıkmamız, kendisi için zaten başlı başına bir stres sebebiydi. Continue reading

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/23-ocak-ctesisan-francisco-ucusu-ve-otele-varis/

Şub 21

24 Ocak Pazar San Francisco 1.Gün

IMG_7251

Mama’s, kahvaltısı harika !

Sabah gün maalesef 7.30’da aydınlandı. O saate kadar Ela en az 50 defa, sabah olmadı mı anne diye sordu. Son sorularına göz yaşları da eşlik etti. İnternetten güzel kahvaltı yapabileceğimiz neresi var araştırdım. Mama’s denen yeri bulduk. Pankek ve yumurtalı tabakların fotoğrafları çok güzeldi. Ayrıca birkaç lezzet blogçusu da güzel yorumlar yazmışlardı. Her güzel yerin önünde mutlaka sıra vardır. Bu bir kural. Bunu bilin ve sırayı gördüğünüzde üzülmek yerine, ” – ohhh ne güzel, demek ki gerçekten güzel bir yer ” diyerek, kendinizi teselli edin, motive edin. Pankekleri hafif tuzluydu, bu durum damak zevkine göre kimilerine hoş gelse de ailemizin tatlıcıları olan Efe ve benim için tercih edilebilir bir lezzet değil. Ama içinde avokado ezmesi, mantar, çedar peynir olan omletler nefisti. Ayrıca o gün öğrenmiş olduk ki kahve siparişini bir defa yaptıktan sonra artık o bardak hiç boşalmıyor. Bittikçe, hatta azaldıkça dolduruluyor. Böylece 3.günde kahve bağımlısı olmuştuk. Kahvaltı süresi 3 büyük fincan demek. Continue reading

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/24-ocak-pazar-san-francisco-1-gun/

Şub 21

25 Ocak P.tesi San Francisco 2.Gün

IMG_7339

Buena Vista

Bu sabah  güne 3’de başladık 🙂 Aslında bir gün önceye göre çok iyi bir saat. Bir gün önce gece saat 22.30 ‘da, 7 saat uyuyup, uykumuzu almış bir şekilde kalkmıştık. Sabah 3’de kalkınca zaten ailecek hepimiz uyanmış oluyoruz.Önce Efe’nin ”-anneee uyuyor musun ? ” sorularına, belki yeniden uyur düşüncesi ile cevap vermiyorum. Ama ardından Ela ve ardından ”-hımmmmm n’oluyor ? ” diyen Ateş de bu seslere eklenince, bana da gülerek, günaydın hepinize ! demek düşüyor. Neyse sabah 7 ye kadar bir şekilde vakit geçirip otelimize yürüyüş mesafesinde bir mekan olan Buena Vista Cafe’ye geldik. Continue reading

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on Pinterest

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/25-ocak-p-tesi-san-francisco-2-gun/