Sakız Adası Mesta Köyü – Ağustos 2017

sakız adası

Bu sefer çok uzun bir ara oldu. Aslında gerçek bir blog yazarı  olsaydım bu kadar ara vermemem gerekirdi. Biraz kendi keyfime göre  yazıyorum ama madem böyle bir seyahat bloğum var, az da olsa takipçisi var, o zaman bu uzun sessizlikten  ötürü özür dilerim. 🙂 Araya başka şeyler girdi 😐 Bu da mazeret olmamalı elbette ama görüşmeyeli bir diploma ve çokça eğitim aldım. Üstelik seyahat dışındaki en büyük ilgi alanım olan psikoloji alanında. Neyse ben aklımdakileri daha fazla unutmadan, son bir yılın gezilerini hızlı bir şekilde ama asla oldu bittiye getirmeden size aktarayım. Yunanistan’ı çok gezmiş biri değilim.  Aslında bize ne kadar yakın ama benim Yunanistan bilgim, Dedeağaç, Kefalonya ve şimdi yazacağım Sakız Adası ile sınırlı. Çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın tavsiyesi üzerine Uğrasız’larla birlikte gittik. Bir haftalık seyahat olarak planladık. Ulaşım kendi araçlarımızla Çeşme ve oradan Turyol’a ait feribotlarla Sakız Adası şeklinde oldu. Feribot kalkış noktasında aracınızı park edebileceğiniz otopark imkanları mevcut. Feribot yarım saat sürüyor ve kişi başı gidiş dönüş fiyatı 25 Euro. Sakız adasından iki minik araç kiraladık. Tüm tatil boyunca konaklamamız Mesta köyünde oldu,  plajlara gidiş geliş ve adanın  minik köylerini gezmek için araç mutlaka gerekli.

Sakız adasına feribotla ulaştıktan sonra adanın merkezine yaklaşık 35 km mesafede bir ortaçağ köyü Mesta. 14.yy’da inşa edilmiş. Çok iyi korunmuş taş evleri, daracık ve yer yer üstü kemerlerle kapatılmış labirent şeklinde sokakları var. Köyün sokaklarının labirent gibi olmasının sebebi, olası korsan saldırılarında köye giren korsanların bu labirentte kaybolması ve önemli binalara bu sayede girememeleriymiş. Köye giriş ve çıkış iki kapıdan yapılıyor. Çevresi, bir kısmı yıkılmış surlarla çevrili,  yani bir kale köy aslında. Köyün üzeri de taş duvar kaplı ve yer yer hala bu taşlar sağlam şekilde görülebiliyor. Köyün güvenliği, dört bir yanına gözetleme kuleleri inşa edilerek sağlanmış. Meydanda da Taksiarhis kilisesi var, kilise hala faaliyetine devam ediyor. Hatta bizim gittiğimiz tarihte ( tam tarih 15 Ağustostu) kilisede bayram kutlamaları vardı. (Assumption yani Meryem’in dünya yaşamını tamamlayıp cennete kabul edilişi olarak sembolize edilen semaya uçuş yortusu). Akşamları köy meydanında yenen yemek, sanki büyük bir evin salonunda, tüm ailenin yemek buluşması ritüeli hissini veriyor. Çünkü köyde yemek yiyebileceğiniz 3-4 lokanta, dondurmacı, lokmacı, takıcı… hepsi  birbirine çok yakın bir şekilde bu meydanda toplanmış. İki üç geceyi burada geçirince köyde kalan herkes birbirini böylece tanıyor. Yeni dostluklar kurmaya, sohbetler yapmaya çok müsait, sıcak bir ortam sunuyor bu alan size. Benim istisnasız her gece yediğim şey deniz mahsullü (içinde en çok midye vardı) pilav ve anne yapımı dediğimiz patates kızartmasıydı. Bu yemeği meydandaki Mesaionas adlı yerde yedim. Sahibinin adı Despina. Tüm aile son derece sıcak kanlı ve güler yüzlü. Bir akşam nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde ve dayanılmaz bir acı eşliğinde ayağımı arı soktu. Despina’nın müdahalesi sayesinde ağrım katlanılabilir seviyeye indi. Elindeki mucizenin adı aleovera yağıydı.  İksir gibi bu yağ, arı sokmasının yarattığı şişlik ve ağrıya birebir geliyor. Yemek sonrası benim için en büyük keyif üzerine eritilmiş çukulata dökülerek servis edilen lokma yemek oldu. Çukulatalı olanı mı seçsem yoksa tarçınlı olanı mı karar veremediğim için her akşam iki ayrı porsiyon alıp bir hafta boyunca her gece yedim. 🙂 Köy o kadar küçük ki biz akşam yemeğini yerken 8 yaşındaki ufaklıklar  bizim  endişe etmemize gerek kalmaksızın köyün içinde gezebiliyordu. Hatta bir boy büyükler (onlar şimdi 15 yaşında) yemeklerini çoğu akşam baş başa başka lokantalarda  yediler. Plajlara gelince, Sakız adasında denize girebileceğiniz birçok yer var. Sizin tercihleriniz burada belirleyici olacaktır. Şezlonglara uzanıp, bir şeyler içip , müzik dinleyerek daha popüler bir yerde denize gireyim diyebilirsiniz. Sessizlik içinde çok fazla konfor ve yemek çeşidinin olmadığı yerleri de tercih edebilirsiniz. Biz ilk iki gün biraz arandıktan sonra Salagona’yı tercih ettik. Burada hiçbir konfor yok. İki üç tane mindersiz şezlong mevcut ama bizim için asıl önemlisi U harfi şeklinde denize karşı dizilmiş üç tane bank oldu. Üstelik banklar şemsiye altındaydı. İki genç işletmeci,  minik bir buzdolabı ve tost makinasına elektrik üretmeye yetecek boyutta jeneratör ile soğuk su, bira, kola ya da hamburger, sosisli sandviç gibi seçenekler sunarak öğlen yemeği ihtiyacını karşılıyordu. Deniz muhteşem güzel. Yüzdükçe yüzülesi cinsten. Arkası açık minik kamyonetlerle, hoparlörden bağırarak karpuz satan satıcılar vardır ya,  hani hepimizin çocukluğumuzdan aşina olduğumuz, uzaktan onların sesi geliyordu. Bizim tercihimiz genellikle bu plaj oldu. Telefon çekmiyor o noktada. Bunu da bilin. Hatta bence Salagona’yı tercih sebebiniz bu olabilir. Bloglarda çok karşımıza çıktığı için bir gün Mavros (Mavra Volia)  plajına uğradık. Volkanik siyah taşlardan oluşan bu plaj da bence görülesi. Bir gün de Komi Plajını görmek istedik. Ancak sadece bir defa denize girip hemen Salagona’ya dönmeyi tercih ettik. Gelelim benim çok sevdiğim gezilesi, gidilesi minik köylere. Güney köylerinde sakız üretimi en önemli geçim kaynağı. Bu köylerin zaten genel adı da Sakız Köyleri. Biz bir gün deniz çıkışı Pyrgi (Pirgi), Olympoi (Olimpi) ve Armolia  köylerini gezdik. Armolia’da seramik atölyeleri var. Pirgi’de açlığınızı denk düşürüp bir yunan salatası, patates kızartması ve soğuk bira yaparsanız pişman olmazsınız. Sakız adasında bunlara benzer güzellikte birçok köy var. Bu köyler ile ilgili daha detay bilgi için sizi güzel bir siteye yönlendireceğim. www.explorechios.gr

Her köşe başında sakız ve sakızla yapılabilecek birçok şey  satan minik dükkanlar gözünüze çarpacak. Sakız kremi, reçeli, şekeri, sabunu… İçenlerin çok sert olduğunu söylediği incir rakıları popüler. Çok lezzetli, ev üretimi zeytinyağları var. Size linkini paylaştığım sitede detayları yazıyor gerçi ama ben çok ilgimi çektiği için burada paylaşmak istiyorum. Sakız ağacı 5 yaşında olunca ürün veriyor. Ürün toplama zamanı ise Temmuz- Ekim. Ağaçların altındaki toprak temizlenerek düz bir hale getiriliyor. Ardından  altına örtü gibi, kireçli beyaz bir toprak dökülüyor. Bu toprak, sakız ağacının gövdesine 5-10 cm çizik açılıp bu çizikten akan sakızın toprakla buluştuğunda kirlenmesini önlüyor. Yerden toplanması ve temizlenmesini kolaylaştırırken içeriğinin de bozulmamasını sağlıyor. Toprağa düşen sakız sertleşip damla halinde büyük parçalar oluşturuyor. Bu parçaların adı ”Pita” . Pita Rumca ve Lazca ekmek anlamına gelen bir kelime. Onların neden bu parçalara pita adını verdiğini merak ettim doğrusu.  Pita adı verilen bu parçalar köylerde temizlenerek, satışa ya da endüstriyel kullanıma hazır hale getiriliyor. Çok çeşitli kullanım alanları var. Parfüm, pasta, kozmetik en bilinir olanlar ama bunun yanı sıra diş macunu, cerrahide kullanılan doğal dikiş malzemesi, mide ülseri ilaçları gibi kullanım alanları da mevcut. Bu da işte sakıza ilişkin çam sakızı tadında bir bilgi olsun 🙂 Adada dikkatimi çeken başka bir şey de siyah giyen yaşlı teyzeler oldu. Bunun sebebini adalı birine sordum. Eşlerini kaybeden dul kadınlar bu yası simgelemek için ölünceye kadar siyah giyiyormuş. Yas tutan bu hanımların çokluğuna  bakılırsa kocaları incir rakısı içmeyi abartmış olabilir şeklinde iyi niyetli bir çıkarım yapılabilir. 😀

Uzun lafın kısası Sakız’a gidin. Ulaşımı kolay. Çeşme’ye kadar gittikten sonra bence Alaçatı’ya gitmek yerine çok daha ekonomik bir tercih olur bu. Ayrıca denizi güzel, yemekler lezzetli, köyler kışın bile gezilecek kadar şirin. Türkleri seviyorlar, Bodrum’un, Çeşme’nin  yerli turiste davrandığı kadar acımasız bir esnaflık anlayışları yok. Aldıkları para, emek ve lezzetin hakkı kadar. Ve son bir not daha. Bunca yakın olmamıza rağmen bu kadar kültür farkı, yaşam kalitesi farkı, estetik anlayışı farkı nasıl olur sorusunun  üzerinde uzun uzun düşünmek gerek bence. Denize muhteşem cephesi olan yerlere, birbirinin aynı yüzlerce ev koyup, bugüne kadar o doğal alanları çoktan yok edebilirlerdi. Ama göz yormayan mimariyi ve üzerinde bir beton göremeyeceğiniz muhteşem doğayı korumayı bilmişler. Yunan dostlarımızdan örnek alacağımız şeyler çok!

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/sakiz-adasi-mesta/

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

 

Translate »