Kyoto’ya Gidiyoruz

Saat 17:10. Shimoyoshida istasyonu. Tren bekliyorum. Otele dönüşe geçtim. O valizi hiç açmayayım diyorum. Sadece temiz çamaşır ve tişört çıkartır, banyo yaparım. Pagodadayken karnım acıkmıştı ama istasyona inerken dondurmacı gördüm. Machalı dondurma, 350 jpy ödeyip aldım, o benim iştahımı kapattı. Bizim kasabada büyücek bir 7 Eleven gördüm. Ya da Family Mart’tı. İkisinden biri. Oraya gidip şarj için uç almalıyım. Bu matcha tozlarından da Don Kişot ‘tan alayım. Gerçekten lattesi çok güzel. Sabah erken kalkıp göle yürümek istiyorum. Sonra da otelden ayrılırım zaten. Dokuzda kahvaltımı ettikten sonra. Kyoto için tren bileti sorayım şimdi istasyona. Gerçi şarjım yok. Neyse yarın bir şekilde Kyoto’ya varacağım işte. Sonrası için Osaka ve hatta Tokyo otel işine de bir bakmam lazım. Hiroşima konusuna da yeniden bakacağım. Kalmak mantıklı mı? Çünkü eşyam çok. Eğer günü birlik git gel yapılacak bir yerse bunu da düşünmek lazım. Tren hâlâ gelmedi. Aslında aralıklı geçiyor olabilir. İstasyon baya doldu çünkü. İyi bir saatte gelmişim. 20:45

Gezinin bu aşamalarında artık defterim, cep telefonum kadar değerli olmuştu. İçinde notlar ve planlar biriktikçe o gerçekten fast food adam kimliğini hak etmeye başladı. Notlarımda okuduğunuz gibi sesli düşündüğüm, yıkanıp yıkanmayacağımı bile konuştuğum bir arkadaş olmuştu artık Fuji ‘de. Orada bir gece kaldım. Yıl boyunca Fuji ‘nin zirvesinin tamamen açık ve net göründüğü günler 80-120 gün civarı. Bilinenin aksine en net görüntü veren aylar Kasım Şubat arası yani kış aylarıdır. Yazın özellikle haziran-ağustos nem, bulut ve sis nedeniyle görünürlük azalır. Mono no aware kavramını hatırlayalım. Nadir görünmesidir bu dağı değerli kılan. Japonlar arasında hoşa giden bir söz vardır: Fuji’yi ilk kez görmek şanstır, ikinci kez görmek lütuftur. Ben ziyaretim boyunca ilk gün gördüm. Akşam üzeri başı bulutlandı ve ertesi gün çok yağmurlu bir gündü hiç göremedim. Sabah erken kalkıp göl kenarında yağmurda yürüdüğüm o anlar da Fuji’yi görmek kadar güzeldi. Yağmurdaki yürüyüşümün sessiz tanıkları demir kuş ve sarı otlar…

“25 Şubat Çarşamba, 10:55. Otobüsün biletlerini aldım. 2.500 jpy nakit ödedim. Otelde kahvaltımı ettim. Salata ve ton balığı. Göle yürüyüş yaptım. Yağmur yağıyordu ama çıkmadan önce otelden şemsiye aldım. Mishima Station North Gate burada ineceğim. Gideceğim otel, Kyoto Piece Hostel Sanjo. Yanımda bulunsun diye 100 usd bozdum. 14.370 jpy aldım. Kur: 143,72 Kalan 800 usd

Kyoto’da görmek istediğim yerler Arashiyama (Sagano, bambu ormanı, Togetsukyo köprüsü ve Sagano romantik tren) Burası bölge bölge planladığım ilk bölüm. 2. Grup, Higashiyama (Sannenzaka, ninenzaka, Gion, Ginkakuji, Filozof Yolu) 3. Grup, Fushimi Inari ve 4.Grup Sanjo, Pontocho, Nishiki ve nishiki pazarı. Vardığım gün planım dördüncü grubu gezmekti.

Otobüs kalktı. 10:55’de. Acayip bir yağmura yakalandım. Dövizciden istasyona yürürken o koca siyah mont sırılsıklam oldu. Lacivert yağmurluğumu getirsem olurmuş. Defter ve pasaportumu içime soktum öyle yürüdüm. Neyse, şimdi iyiyim. Umarım Kyoto’da yağmur olmaz. En azından otele kadar olmasın. Fujikyu Group diye bir durağa geldik. Dün burayı trende de görüyordum. Durak ismini yani. 11:20 de otobüs burada oldu. Gölün dibinde bir kasaba. Minik kayoklar falan, gezi tekneleri var. Tabii bomboş çünkü hava sırılsıklam. Kyoto’ya gitmek için Şinkansen tren biletimi aldım. 11.110 jpy nakit ödedim. Trenim 13:46 Hikari yönü. 513 numara. Bileti alırken numaralı koltuk mu diye sordu görevli. Ben de numaralı dedim. Shizuoka adlı bir istasyonda durduk. Kyoto’ya iki durak daha var. İkinci durak Hamamatsu üçüncü durak Nagoya…”

Japonya’da bu işleri son derece kolay yapmamın bir sebebi de Çin tecrübemdi. Çünkü Çin’de yaşadığım yıllar boyunca o kadar çok tren seyehati yaptım ki alıştım. Her iki ülkede de tren istasyonları hava alanları gibi peronlar, bekleme salonları, biniş kapıları. Bir de tabii eğer uygulamaları iyi kullanan biriyseniz, google maps, çeviri, chat gpt… o zaman hata yapmak daha zor. Kyoto’ya vardıktan sonra otelim bir km kadar yürüme mesafesindeydi. Ancak yine de günün en zor anı buydu. Çünkü yorgundum ve elimdeki eşyaları düşürmeden itmek bir yandan da navigasyondan yolu takip etmek hiç kolay olmadı. Kyoto için kendime bir hostel seçmiştim. Daha önce böyle bir deneyimim olmadı. Ama hostellerde de tek kişilik ve özel banyolu oda seçeneği olduğu için otel konforunda hizmet alma seçeneğiniz de var. Ben öyle bir oda seçtim. Üç gün kaldığım bu odada günlük temizlik servisi yoktu. Derli toplu odada kalmaya APA Otel’de fena alıştığım için aynı konforu sağlamanın tek yolu olarak her sabah yatağımı toplayarak güne başladım.

Kyoto 25 Şubat Akşamı: Japonların meşhur tatlısını denedim. Şu meşhur machalı jel. 750 jpy ödedim. Sonra yürürken otantik bir mekan çıktı karşıma. Orada Yakisoba (sebzeli) sipariş ettim. Buraya gelmeden önce yediğim o matchalı tatlı Matcha Warabimochi bir de bunun matchasız olanı var. Kınakolu. Kavrulmuş soya fasulyesi tozuymuş bu.”

Kyoto’daki ilk akşamımda hostele eşyalarımı bıraktıktan sonra şehri keşfetmek üzere vardığım ilk cadde Shijo-dori’ydi. Bu cadde Kyoto ruhunu en iyi veren yerlerden biri. Bir ucunda büyük mağazalar, diğer ucunda tütsü kokuları, tai fenerler ve yedi yüz yılı aşkın geçmişe sahip Yasaka Tapınağı. Tapınağın önünden güneye doğru yürüdüğümde Ninenzaka ve Sannenzaka’nın taş sokaklarında Kyoto’nun en klasik güzergahında yürüdüm. Shijo-dori caddesinin doğu ucundaki bu tapınak 1356 yılından bu yana oradadır ve gecenin karanlığını tapınaktaki yüzlerce fener aydınlatır. Buranın adı eskiden Gion Tapınağıymış. Kyoto’yu salgın hastalıklardan koruduğuna inanılan tanrılara adanmış. Avludaki ışıl ışıl kağıttan fenerler insana kendini bir masalın içindeymiş gibi hissettirir. Tapınağın yanından usulca girdiğiniz Gion sokaklarıysa Kyoto’nun en eski ve eğlenceli geyşa mahallelerinden biri. Dar taş sokaklar, ahşap machiya evleri, kapılarında kırmızı fenerler yanan çay evleri… Hanami -koji boyunca yürürken, her an zarif topuzları ve beyaz çiçekli kimonosuyla bir maikonun köşeden çıkıvereceğini düşünüyorsunuz. İlk gece bu loş sokaklarda yürürken bu şehrin neden insanın içine sessizce yerleştiğini anlamaya başladım.

O akşam Kyoto sokaklarında lezzetle yediğim bir kaç şeyi de sizinle paylaşayım. Tororitenshi WarabiMochi. Warabi mochi, warabi yani eğrelti otu kökünden elde edilen nişastayla yapılan yarı saydam jölemsi bir tatlı. Bu malzeme çok pahallı olduğu için çoğu yerde tatlı patates ya da mısır nişastalarıyla da karıştırılarak yapılıyormuş. Ancak bu gittiğim yer geleneksel tadı sunan ve yüz yıldır aynı aile tarafından işletilen bir yerdi. Bir kutuya dört tane koydular. Tadını bilmediğim için önce fazla gelir diye düşünüp daha az istedim ama porsiyon bu şekilde satılıyormuş. Üzerini de bol miktarda matcha tozu ile buladılar. Mochi inanılmaz yumuşak, bu yumuşaklık süngersi bir doku değil. Oyun hamuru yiyormuşsunuz gibi ağızda eriyen, ipeksi bir kayganlık. Kavrulmuş soya fasulyesini denemedim Kyoto’nun meşhur Uji matchasıyla kapladıkları yeşillerden denedim. Uji bölgesi en kaliteli matcha yetiştiren prestijli bir bölge. Şekeri tam kıvamında, ağızda kayarak akan bu tatlının dördünü de o an dükkanda yedim. Akşam yemeği için seçtiğim yer Kyoto’nun en otantik bölgelerinden biri Pontocho’ydu. Burası da merkezde yer alan dar ve tarihi bir sokak. Sokağın bir tarafında Kamogawa nehri diğer tarafında ise Kyoto’nun ana caddelerinden Kawaramachi bulunur. Bu bölge yani Pontocho, Kyoto’nun ortasında hâlâ Edo döneminden kalmış gibi durur. Yemek yediğim restoranın adı Yasubee at Pontocho Alley. Orada yakisoba yedim. Masalardaki teppan ısıtılıyor ve şef gözünüzün önünde eriştenizi seçtiğiniz sebze ya da etlerle pişiriyor. Yasubee yerel halkın gittiği, küçük, birkaç masalık bir yer. Samimi bir ortamda, turistik kalabalıktan uzak, mahalle lokantası hissinde yemeğinizi yiyebilirsiniz. Defterime:” Burada sebzeli noodle yedim ama okonomiyaki de yiyebilirmişim. O pancake benzeyen şey oymuş.” diye not almışım. Akşam yemeğinden sonra otelime dönerken birçok yerin açık olduğunu gördüm. Shijo-dori üzerinde Fukueido-Japanese Mochi. Burası sıradan bir turistik dükkan değil. Gion’da uzun yıllardır faaliyet gösteren geleneksel bir wagashi dükkanı. Mochi, hanami dango, daifuku gibi minik tatlılar satan bir yerler. Elbette bu kelimeler zihninizde lezzetli bir şey çağrıştırmadı. Belki foroğraflar yardımcı olur diye birkaçını buraya bırakıyorum. Kestane püresi, kırmızı fasulye ezmesi, matcha kreması, pirinç hamuru diyeyim gerisini siz hayal edin… Son olarak Nishiki Pazarını yazayım. Bu pazarın dört yüz yıllık bir geçmişi var. Kurutulmuş deniz ürünleri, tofu, deniz tarağı, ahtapot, istiridye… aklınıza gelebilecek denizden çıkmış her şey var. Ayrıca baharatlar ve kuruyemişler de var. Kaldığım yerden çıkıp yürümeye ilk başladığımda Nishiki pazarına çıktığım için önce burayı gezip bir iki şey denemiştim. Seyahatlerden geriye çoğu zaman kalan şey büyük olaylar değil küçük anlar ve anılar. Kyoto’daki ilk akşamım şehrin loş ışıkları altında bir tabak yakisoba, bir tutam matcha tozu, yumuşacık mochi ve Nishiki pazarının deniz kokusuyla hafızama kazındı.

Geçip giden anların güzelliğini onları henüz yaşarken fark ettiğim Kyoto’daki o ilk gecemi unutacağımı sanmıyorum…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir