
Tokyo’nun kalbinin attığı yer desek abartmış olmayız sanırım. Burayı hem gece hem gündüz görmek lazım. Devasa binaların arasında, göz alıcı led ışıklarının altında, büyük bir kalabalığın içinde yürüdüğünüz, Japonya’nın renkli yüzü burası. Akşam oralardaysanız Godzilla kafasını mutlaka görürsünüz. Godzilla Japon sinemasının en ünlü karakterlerinden biri.

Godzilla’nın birkaç yüz metre yakınında Kabukicho denen Tokyo’nun en ünlü eğlence merkezinden de şöyle bir geçin derim. Burada barlar, karaoke salonları, Japonların şu çok meşhur para tuzağı oyuncak makineleri, host ve hostes kulüpleri bolca var. Bu bölge, gündüzleri sıradan bir şehir gibi, gece olunca kostümünü giyiyor sanki. 1990’lı yıllar ve 2000’lerin başında bölgenin organize suç örgütleriyle bağlantıları nedeniyle kötü bir şöhreti varmış. Günümüzde güvenli ancak yine de akşam oradan geçiyorsanız yabancıları ısrarla içeri davet eden, içeri sokabildiklerini de içki ve masa ücretleriyle soyup soğana çeviren çığırtkanlardan uzak durmakta fayda var.
Yakitori denemeden oralardan ayrılmanızı istemem. Yaki ızgara, tori ise tavuk demek. Japonlar neredeyse tavuğun her bölümünü şişe takıp, kömür ateşinde çeviriyorlar. Omoide Yokocho sokağı 1950’lerin Tokyo’sunun dondurulmuş hali gibi. Daracık geçitlerde, birbirini tanımadan o sıkışık masalara oturan ama daha ilk şiş bitmeden ahbap olan insanların arasına ben de karıştım. Karnım tok olmasına rağmen bir yaki toriciye oturdum. Tek bir şiş sipariş ettim ve aynen demin yazdığım gibi daha ilk lokmamı ağzıma attığımda kulağımda sevgili dilimiz Türkçe yankılandı. Bir grup Türk turiste Türkçe merhaba dediğimde şaşkınlık sırası onlara geçti.



