
“Cumartesiye günaydın. Yine çok sinir bozucu bir gece geçirdim. Bir gece önceden tek farkı o kadar aç değildim. İyi ki odaya atıştırmalık almamışım. Yoksa o uyanıklık haliyle yerdim. Jet lag etkileri umarım bu akşam geçer. Saat üçe geliyordu uyudum, sabah sekizde kalktım. Sabah gözümü zor açıyorum, bıraksam öğlen on ikiye kadar uyurum. Ama gece perdeyi aralık bıraktım, gün ışığı gelir ve daha kolay uyanırım diye. Sabah lobiye inerken asansörde çamaşır yıkama hizmeti olduğunu okudum. Pazar ya da pazartesi yıkamaya veririm giysilerimi. Metrodayım. Asakusa’ya gidiyorum. Sensoji tapınağını göreceğim. Bakalım kalabalık mı? Videolarda kalabalığa yakalanmamak için sabah beşte ilk metroyla tapınağa gidenlere falan da rastladım. Ancak şu kesin ki kendime en uygun zamanda gelmişim Japonya’ya. Çünkü dışarısı hem güneşli hem de insanı dinç tutan, enerji veren bir soğuk var. Aslında soğuk yerine serinlik demek daha uygun. Çünkü montumun önünü açasım geliyor, çoğu zaman ve terliyorum. Duraklara ismin yanısıra kod vermeleri çok pratik olmuş. En çok da biz yabancılar için. Şimdi ineceğim durak mesela G19. G Ginza’ nın G’si. Benim otel de G06 , ineceğim Asakusa G19 yani aralarında 13 durak var. Saymak bile kolay kaç durak sonra ineceğini. Dilleri asla kulak tırmalamıyor. Hatta güzel bile diyebilirim. Metroda şu an anonsları yapan ses kadın. İster istemez Çin’le mukayese ediyorum. Kore ya da Çin dilini anlamadan sadece sesin melodik yapısını dinlemek insana keyif vermiyor. Japonca öyle değil. Dün gece uykum gelsin diye chat GPT önerisine uyup meditasyon dinleyeyim dedim, Türkçe olunca rezaletti. Dilden değil, şaşkın kadının saçma içeriğinden. On dakikalık bir dinletiydi. Bu sefer de onu takip ettim, eyvah bitiyor ve hâlâ uyuyamadım diye. Bugün en çok Hachiko’yu göreceğim için heyecanlıyım. Dün İtoya içindi. Kalem ve defterde seçenekler Çin’deki kadar çok değildi. Bir katı komple deri kalemlik, deri defter gibi ürünlere ayırmışlar, bu ürünler de çok pahalıydı. Son iki durağım kaldı. Şimdilik defteri dürelim. Benim kalemden iyisi yok, resmen o yazıyor ben sadece direksiyon gibi yönlendiriyorum. 09:00″

Çamaşır bahsinden hareketle şunu belirtmek isterim, bir geziye giderken giyilmeyecek kıyafetlerle çantanıza ağırlık yapmak yanlışlığına lütfen düşmeyiniz dostlar. Belinize, kolunuza yazık. Bu Japonya için hepten böyle, çünkü oradan mutlaka zevkinize uygun şeyler alacaksınız. Özellikle metrolarda, yürüyen merdiven ya da asansör bulamadığımız yerlerde koca valizler size ancak eziyet olacak. Kalabalık aile olarak geliyorsanız o zaman durum farklı. Valiz almak kaçınılmaz. Ancak yine de Japonya’da çaresiz değilsiniz. Valizlerinizi bir otelden diğerine taşıma hizmeti sunan şirketler var. Kaldığınız otele bu talebi iletirseniz onlar bağlantıyı kurup çantalarınızı gönderiyorlar. Bu nedenle farklı şehirlerdeki aynı otelde kalmak lojistik açısından avantaj olabilir.

Gelelim Asakusa’ya. Burası Tokyo’nun eski şehir hissini en güçlü şekilde veren semtlerinden biri. Ana merkez dev kırmızı fenerin bulunduğu Kaminarimon kapısı. Kapıdan geçince iki tarafı hediyelik eşya ve atıştırmalık dükkanlarıyla dolu Nakamise Caddesi var. Yolun sonuysa Tokyo’nun en eski Budist tapınağı kabul edilen Senso-ji Tapınağı. Kuruluş efsanesi milattan sonra 628 yılına kadar uzanıyor. Rivayete göre iki balıkçı kardeş, nehirde balık avlanırken ağlarına küçük bir kannon heykeli takılır. Heykeli nehre geri bıraksalar da sürekli ağa geri döner. Bunun kutsal bir işaret olduğuna inanılınca zamanla Senso-ji tapınağının temelleri atılır. Nakamise Caddesi dünyanın en eski alışveriş caddelerinden birisi. Nakamise tapınağın içindeki dükkanlar anlamına geliyor. Altından geçtiğimiz dev kırmızı fenerse Tokyo’nun en çok fotoğraflanan simgelerinden biridir. Kapının iki yanında gök gürültüsü ve rüzgar tanrılarının heykelleri bulunuyor.

Buraya kadar gelmişken notlarım arasında bulunan Kappabashi Caddesini de gezdim. Tapınaktan yürüyüşle yaklaşık on dakikada ulaşılabilecek bu caddenin en önemli özelliği yaklaşık bir km boyunca sıralanan dükkanları. Başta bıçak olmak üzere çeşit çeşit mutfak ekipmanları satan bu dükkanlarda sahte yemek tabakları da göreceksiniz. Japonya’da restoranların vitrinleri menülerinin birebir kopyası olarak yapılan bu plastik tabaklarla dolu. Müşteriler ne yiyeceklerini bu tabaklara bakarak seçiyor. Kappabashi ismini Japon folklorunda nehirlerde yaşadığına inanılan kaplumbağaya benzer yaramaz su yaratığı olan Kappa’dan almış. Dükkanların önünde bu figüre rastlayacaksınız. Her bütçeye uygun çeşit çeşit bıçak mevcut. Eğer profesyonel bir mutfağınız yoksa çok daha ucuz ev tipi bıçaklar almanız da mümkün. Kısa bir mola vermek isterseniz önerim Hokkaido Milk Stand Asakusa olacak. Japonya’nın kuzeyindeki Hokkaido adası süt ürünleriyle ünlü. Japonya’nın süt, tereyağ, peynir ve dondurma üretiminin büyük bir bölümü burada yapılıyor. Hokkaido milk başlı başına bir marka. Asakusa’ya dair son bir önerim; o sabah kahvaltımı Hatoya Asakusa Caffe‘de yaptım. Omlet ve kahve sipariş ettim. 750 jpy tuttu. Asakusa’yı İstanbul’un Sultan Ahmet’i olarak düşünürsek 200 tl ‘ye kahvaltı etmek gerçekten çok uygun.

“Dondurma harikaydı. Ama sadece tadı değil dükkan da mutlu etti beni. Minik minik detaylarla bezeli, kupalar, stickerlar, süt kovaları ve dolaptaki süt şişeleri. Japonların estetik zevki ve her şeye özen göstermeleri çok hoş. Bol bol su içtim ve çıkmadan tuvalete de gittim. Oturduğum yer sıcacık tuvaletlerde. Yazın da ısıtılıyor mu diye düşünmeden edemedim. Yavaştan Ueno’ya doğru hareketlenmek gerek. Saat 13:52. Bıçakçılar çarşısında gezdim, Tuba’nın kalemini yine bulamadım. “
