Tokyo Klasikleri-Shibuya

Hachiko’ya merhaba dedim. İnsanlar ne garip. Heykelin önünde kuyruk vardı. Fotoğraf kuyruğu. Bunu yaparlar ama gerçek bir köpeğe o şefkati gösterirler mi emin değilim. Bunun viral olmakla bir ilgisi olmalı. Şibuya ‘da, daha metro istasyonunda, insanlar dışarı adım atmadan, metro holünün camlarından yaya geçidini izliyordu. O kalabalığı video çekesim falan gelmedi. Ama Şangay’daki Pudong’a benzettim. Ne kalıyor bu gezilerden yanımıza? Mesela bugün benim için en güzel anlardan birkaçı; Ueno’da gölün kenarında, güneşin altında kestirdiğim an, dondurmacıyı ve suşiciyi bulduğum an… Aslında günün sabah kısımları enerjim var, sırt çantam boş, daha iyi geçiyor. Gecesi ayrı, gündüzü ayrı bir şehir. Tokyo. İnsan seyahatteyken, kimin ne yaptığıyla, ne dediğiyle, hatta kimin sana nasıl davrandığıyla falan ilgilenmiyor. Bu ne güzel değil mi? Şimdi kahvem bitti. Telefon yüzde altmış şarja geldi. Şibuya akşamını planlayalım. Millet burada son metro trenini kaçırıp karaoke barlarda sabahlıyormuş. Dikkat etmek lazım. 19:05″

Şibuya Tokyo’nun en canlı ve genç semtlerinden biri. Semtin en ünlü noktası dünyanın en yoğun yaya geçitlerinden biri kabul edilen Shibuya Scramble Crossing. Yeşil ışık yanar yanmaz, yarış arabalarının start ışığını bekler gibi bekleyen yüzlerce belki de binlerce insan karşıdan karşıya geçiyor. Amaç çoğu zaman bir yere varmak değil o kalabalığın içinde fotoğraf çekebilmek. Meydanın etrafında büyük mağazalar, kahve zincirleri, hatta IKEA bile var. Kırtasiyeye doymayan biri olarak Shibuya Loft mağazasını da gezdim. Her katı farklı bir konsepte ayrılmış bu yer, Japonya’nın en sevilen yaşam tarzı mağazalarından biri olan Loft’un Şibuya şubesi. Tasarım ürünler, ev eşyaları, seyahat aksesuarları, günlük hayatın içinde kullanılan yaratıcı Japon ürünleriyle dolu çok katlı bir mağaza. Sadelik ve işlevsellik Japon  yaşam tarzının en belirgin özelliklerinden biri.

Hachiko’ya gelirsek, 1923 yılında Akita bölgesinde doğmuş Akita cinsi bir köpek. Onun hüzünlü öykünü anmadan geçmek olmaz. Sahibi Ueno Üniversitesi’nde profesör. Hachiko her sabah onunla birlikte Şibuya istasyonuna kadar gidiyor, akşam da aynı noktada sahibini karşılıyor. Ancak 1925 yılında profesör aniden hayatını kaybedince Hachiko onun öldüğünü bilmeden istasyona gitmeye devam ediyor. Yaklaşık dokuz yıl boyunca her gün aynı saatte onu bekliyor. İstasyon çalışanları, mahalle sakinleri, esnaf Haçhiko’yu o kadar sahipleniyor ve seviyor ki köpek henüz hayattayken 1934 yılında o bronz heykeli istasyonun önüne dikiyorlar. Hikâye ilginizi çekerse, Richard Gere’in başrolünü oynadığı 2009 yapımı Hachi: A Dog’s Tale filmini de izlemenizi tavsiye ederim.

Shibuya’ya bir sonraki gelişimde gündüzdü. Listemde olan birkaç kırtasiye dükkanını gezecektim. Yürüyerek sokakları dolaşırken Oku- Shibuya isimli mahalleyi keşfettim. Sakin, yerel ve yaratıcı bir atmosfere sahip, küçük bağımsız kafeler, tasarım dükkanları, kitapçılar ve keyifli sokak aralarıyla çok güzel bir yerdi. Shibuya ‘nın yoğunluğundan bunalıp çok da uzağa gitmeksizin yürüyüş mesafesinde bu yerde kısa bir mola verip kafa dinlemek isterseniz “Hatoya Shibuya” adını not alın lütfen. Kahvecilerin üçüncü dalga hareketine benzer şekilde çayı merkeze almış. Menüsünde sadece çay yok. Özellikle matcha lattesi çok güzel. Üzerine matcha dondurması da eklenebiliyor. Tatlılarına girmiyorum bile, minik yeşil kekler, suflelerle dolu vitrinden seçim yapmak zor.

Loft ve Hands kırtasiyeleri bitti. Hatoya Shibuya Caffe’ye geldim. Buraya sanırım Paris’te gelmiştim. Çok güzel bir macha latte içtim. Yanında az şekerli bir macha keki. 1.300 jpy nakit ödedim. Semt çok güzel, dinlendim de. Yola devam.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir