Tokyo Klasikleri- Ueno

Ueno’ya geldim. Gölün çevresinde yürüdüm. İkili bankları maalesef tam ortadan demirle bölüp tek kişilik yapmışlar. Yine de yanımda oturan kalkınca bacaklarımı onun tarafına uzatıp biraz dinlendim. Hatta gözlerimi kapattım. Dizim bugün kendini göstermeye başladı. Aslında o eczaneden krem, kozmetik falan alarak belki listemden bir işi hallettim ama tüm gün onlar sırtımda yürümek zorunda kaldım. Dondurma yediğim yerde telefonumu şarja takmak aklıma gelmedi, burada gölün önünde APA oteli görünce elbette içine daldım. Bir grup turist giriş yapmış. Resepsiyon ana baba günü gibiydi. Mutfak kısmına geçtim. Tabii beni postalamak istediler. Telefonumu şarj etmek istediğimi söyleyip diğer oteldeki oda kartımı gösterdim. Ben de APA’da kalıyorum dedim. No no no no… Sonra neyseki beş dakikaya razı oldular. Şunu yüzde elli dolduraydım iyiydi. Son baktığımda yüzde yirmi yediydi. Neyse durum bu. Akşam Shibuya var planda. Ancak bu çantayla nasıl olur bilmiyorum. Aslında dün çok daha ağırdı çantam ama yorgunluk kümülatif gidiyor. Ben de maalesef iki gecedir jet lag yüzünden uyuyamıyorum. Catafalam ve C vitamini içtim. Bir de B. Bayağı bir doping yani. Bu tatil pazar bitecek olsa sağlık durumu açısından dert yoktu ancak neredeyse yeni başlıyor. Bu yüzden diz başta olmak üzere her türlü sağlık durumumu ve beslenmemi önemsiyorum. Şimdilik temiz besleniyorum. Sabah iyi bir kahvaltı, öğlen enerjimi yükseltecek bir tatlı ve kahve, akşam sade bir yemek. Kadın hadi hadi diyor. Gidiyorum. 15:35″

Asakusa’da Don Kişot’un da üzerinde bulunduğu cadde, Asakusa Rokku. Sokakları keşfe çıkmış gezerken bando sesleri duydum. Neyi kutladıklarını bilmiyorum ama yöresel kıyafetleri ve danslarıyla bana hoş geldin demiş olabilirler. Ueno’ya gitmek için otobüsleri kullandım. Suica kart her yerde geçiyor. Böylece şehri daha fazla görebildim. Otobüs Ueno parkın çok yakınında durdu. Parkın içine girer girmez, daha gölü görmeden ilk karşılaştığım dost, Hachiko oldu. Buraya gelmeden önce hikâyesini öğrenmiştim. Beni kırmadı hemen bir hatıra fotoğrafı çektirdi. Ueno Tokyo’nun en sevdiğim semtlerinden biri. Çünkü Shibuya ‘nın enerjisiyle Asakusa ‘nın tarihi havasının birleşimi gibi. Ueno Park’ta göle karşı bir bank bulup dinlendim. Hatta biraz uyumuş bile olabilirim. Burası Japonya’nın ilk büyük kamu parklarından biri. İçinde hayvanat bahçesi, ulusal müze, doğa ve bilim müzesi yer alıyor. Parkın hemen yanında ise Ameyoko var. Mahmutpaşa’yı andıran bu pazar alanı, Tokyo’nun düzenli ve steril görüntüsünün tam karşıtı. Dar sokaklar, balıkçılar, sokak yemekleri, dükkan önlerine taşmış tezgahlar, askılara asılmış kıyafetler… Ameyoko’nun hikâyesi ikinci dünya savaşı sonrasına uzanıyor. Savaşın ardından bölgede kurulan karaborsa zamanla Tokyo’nun en canlı pazarlarından birine dönüşmüş. Burası sadece Mahmutpaşa da değil, sokağa yayılan masalarıyla Samatya’nın salaşlığını, Eminönü’nün kalabalığını, eski İstanbul çarşılarının canlılığını özleyenlere de tanıdık gelecek bir yer.

Kadının yanından ayrıldım ve o sokağa gittim. Ameyoko Street. Tam sokağın başında, sağda bir suşici gördüm. Suşilerin döner servislerde sunulduğu. Hemen daldım, saniye düşünmedim. Baya bir yedim, tabak tabak. Sonra telefonu şarja takacaktım ki şarjın bir parçasını orada prizde unuttuğumu fark ettim. Hemen hesabı isteyerek şarj ettiğim yere geri döndüm. Bıraktığım yerde duruyordu. Oralarda bir süre daha dolaşıp metroya bindim. Ve Şibuya!”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir