Bundan sonrası biraz yolcunun günlüğü, biraz yazarın anlatısı;

“20 Şubat 2026 Cuma: Sabah kalktım, odamın camından görünen tapınağı gezdim. Hie Shrine Tapınağı. Sonra Family Mart buldum. Yoğurt ve salatayla kahvaltımı ettim. Metroya bindim. Dört durak gittikten sonra Harajuku’da indim. Tokyu Plaza’nın çatısına çıktım. Takeshita Street’de yürüdüm. Çocuklara tişörtler aldım sonra tapınağı buldum. Meji Shrine bahçesini de gezdim.”
Harajuku, Shibuya ile Shinjuku arasında yer alan, Meiji tapınağına ve ünlü gençlik sokağı Takeshita Street‘e yakınlığıyla bilinen bir semt. Bu bölgenin hemen yanı başında, ağaçlarla çevrili lüks alışveriş caddeleri ve şık kafeleriyle tanınan Omotesando uzanıyor. Bir yanda Meiji Jingu’nun huzurlu atmosferi, diğer yanda rengarenk vitrinleriyle Takeshita Caddesi… Harajuku, Tokyo’nun gelenek ve gençlik kültürünü aynı anda yaşatan yüzlerden biri. İlk gün için bu güzel bir başlangıç oldu. Takeshita dört yüz metrelik küçük bir sokak. İki yanı renkli şekerciler, krepçiler, cosplay kıyafetler satan dükkanlarla canlı bir cadde. 1980’li yıllardan itibaren burada bir gençlik modası yaratılmış. İkinci el kıyafetleri yeniden yorumlayan, saçlarını alışılmışın dışında tarayan, değişik makyajlarıyla batı modasını taklit etmekten çok kendi tarzını yaratan gençlerin buluşma noktası olmuş. Bugün dünyada Harajuku Sitili denen tarzın oluştuğu yer.

Bu caddede dolaştıktan sonra şahane bir ormanın içinde yer alan Meiji Jingu’ya yürüdüm. Burası bir şinto tapınağı. Bu tapınakları tanımanın en kolay yolu, torii adı verilen kırmızı ahşap kapıları. Torii kapısının altından geçmek: sıradan dünyadan kutsal alana geçmek anlamına geliyor. Tapınağın girişinde yer alan Japon Sake fıçılarıyla, tam karşısında duran Fransa’dan getirilmiş şarap fıçıları, Meiji döneminde hem Japon geleneklerinin korunduğunu hem de ülkenin batıya açıldığını sembolize ediyor. İmparator Meiji’nin hüküm sürdüğü 1868-1912 yılları arası, Japonya için adete bir kırılma noktası. O döneme kadar yaklaşık 250 yıl boyunca dış dünyaya büyük ölçüde kapalı yaşayan , samuraylar, derebeyleri gibi geleneksel hiyerarjik düzenin hakim olduğu ülke, Meiji döneminde bir karar veriyor: Batı’nın teknolojisini alacağız ama Japon kalacağız.

Şinto inancında dağlar, nehirler, ağaçlar ataların kutsal ruhunu taşır. Bir ağacın, bir dalın bir şelalenin bile ruhu olduğuna inanılabilir. İşte bu nedenle Meiji tapınağında benim orman olarak nitelelendirdiğim yeşil alan, aslında tapınak inşa edilirken Japonya’nın dört bir yanından getirilen ve oraya bağışlanan yüz bin ağaçla bezenmiş bir alan. İmparator Meiji’nin ruhuna yakışacak kutsal bir koru yaratmak amaçlanmış.
“Omotesando’dan Onitsuka Tiger aldım. Oradan Happy Pankek’e geldim. Happy Panceke beni mutlu etti çünkü sıra çabuk geldi. Sırtım terlemiş yürümekten. Hava çok güzel. Japonya’da olay şu, mesela bir geliyorsun sıra, kalabalığı görünce korkuyorsun ama birden tüm masalar boşalabiliyor. Yani bekleme süren şansına kalmış. Zamanın keyfine varmaya çalışıyorum koşturmaksızın. Sanki ömrüm burada geçiyor gibi. O meşhur kırtasiyeye gideceğim için heyecanlıyım. Suyu buzlu, kahveyi sıcak içiyorlar. Sanırım Çin yerine Japonya’ya gelseymişiz uyumlanma süremiz daha kısa olurmuş. Güler yüzlü ve yardımseverler. İşi homurdanarak yapmıyorlar. Zayıflar. Kadınların saçları genelde kahve tonları ya da siyah. Uzun. O özenti sarıya rastlamamak ne güzel. Bir kısmı maske takıyor. Irk olarak güzel olduklarını söyleyebilirim. Çin’de bunu diyememiştim. Siparişi QR kodla verdim ama ödeme yapmadım. Sadece mutfağa sipariş düşüyor sanırım. Burada oturup yemek ve paket alıp gitmek arasında fiyat farkı var. 1.730 yen ödeyeceğim. Happy Pan Cake yedim. Sanırım tabaktaki üç adet pankeki yeme sürem bir buçuk dakikaydı. Yok böyle bir şey! Yumurtası bol, Amerikalıların pankeki gibi şekere bulanmamış. Üzerinde olan şey ne krema ne de tereyağ. Hafif tuzlu bir şeydi. Kolestrol olayı yüzünden çok yemedim, sadece tadına baktım. Ama şurubu denedim ve çok yakışıyor. Ayakkabıyı almak beni yordu ve zorladı. Ancak fiyatı iyiydi. 13 bin yuan yaklaşık 3.600 tl ediyor. Ela geç cevap yazdı. Onun beğendiği modeli de Osaka’da gideceğim outletden alırım. Şu pankek molası iyi oldu dinlendim ve enerji topladım. Şeker ve kahveyle. Odamı da sevdim. Keşke bu akşam da buz pateni olsa. “




Japonya’da seyahat edecek arkadaşlar günde 20-25 bin adım atmayı göze alsın. Şehrin en güzel özelliği düz olması. İstanbul gibi yedi tepeli değil. Bu nedenle eğer kan ter içinde kalacağınız bir mevsimde değilseniz, hatta saçlarınızı uçuran tatlı bir rüzgar da varsa, nasıl ve ne kadar yürüdüğünüzü anlamadan keyifle yürürsünüz. Karşınız sürekli iyi kahve ve lezzetli atıştırmalıklar sunan yerler çıkacak. Akşamları odama döndüğümde kimi gün otuz bin adım atan ayaklarımı dinlendirmek için banyodaki küveti doldurup telefonumu da suya düşmeyecek bir yere sabitleyerek su soğuyuncaya kadar buz pateni izliyordum. O aralar Milano Kış Olimpiyatları vardı ve artistik buz pateni çocukluğumdan beri seyretmeyi en çok sevdiğim spor dalıdır. Evden on bin kilometre uzakta, Tokyo’da, yorgun bacaklarım sıcak suyun altında dinlenirken, Illia Malinin dörtlü atlayışını ya da Alysa Liu ve Japonya’nın efsane patencisi Kaori Sakamoto’nun çekişmesini izlemek sanırım bir insanın başına gelebilecek en tatlı yorgunluktur.


