Sabah güne Kiyomizu-Dera’da başlamıştım. Oradan ayrıldıktan sonra metroya binerek Fushimi Inari ‘ye geldim. Oldukça kalabalıktı. Kahvaltımı orada yaptım. Oinari Pudding adında bir tatlıcıydı burası. Japonların çok sevdiği, purin adını verdikleri krem karamel benzeri bu pudingi denemek istedim. Kıvamı panna cotta gibi ipeksiydi. Kavanozun kapaklarında tilki kuyruğu var. Fushimi Inari tapınağının sembolü tilki. Tilkiler Japon inancında pirinç ve bereket tanrısı Inari ‘nin habercileri kabul ediliyor. Dükkanın adı Oinari Puding de Inari ‘nin Pudingi anlamına geliyor.


Tapınak, 711 yılında kurulmuş. Japonya’daki yaklaşık 30.000 Inari tapınağının baş tapınağı kabul edilen bir Şinto tapınağı. Buranın en önemli özelliği her yerde kırmızı kapıların olması. Şirketler ya da kişiler tarafından dileklerinin kabul olması için bu kapılar tapınağa bağışlanmış. Tapınak boyunca karşımıza çıkan tilkiler de bilgeliği, korumayı, bereketi sağlamak için dimdik durmuş bekliyor. Tapınağın bulunduğu dağın adı da Inari dağı, zirveye kadar yürümek mümkün. Bu yol yaklaşık 4 km civarında.

“Inari’yi gezdim. Açıkçası sabah gezdiğim tapınak benim açımdan çok daha etkileyiciydi. Turuncu kapıların altında yürümek bir süre sonra, hele de kalabalıkla birlikte, sıkıyor. Sürekli birileri fotoğraf çekiyor. Neyse, yine de gittim gördüm güzeldi. Belki iki saat yürüyerek dağın tepesindeki tapınağa ulaşsam (genç olup) o zaman karşıma çıkan manzara daha etkileyici olurdu. Bilmiyorum. Metroya yürürken bir kafe çıktı önüme. İçerisi kalabalıktı ama mekan keyifliydi. Hoş bir etki bırakınca girdim. Şimdi kendime bir kahve söyledim. Onu içip yola devam ederim. 26.02.26 Bugün ne güzel bir tarih oldu. Ama bundan güzeli yukarıdaki olurdu. (defterin üstüne 26.06.26 yazmışım.) İlaç kutumu yanıma almamışım. Alsam iyiydi. Şimdi bir Catafalam ya da parol yutardım. ” Notlarımdaki kafenin adı Vermillon.


Fushimi Inari’den sonra Arashiyama’ya geçtim. Kyoto’nun batısında yer alan bu bölge yüz yıllardır aristokratların dinlenme bölgesi olarak kullanılmış. Saray mensupları bir zamanlar buraya gelerek kiraz çiçeklerini ve son bahar yapraklarını seyrediyormuş. Bambu ormanları dediğimiz alan aslında yüz metrelik bir yürüyüş yolu. Ama etkileyici olan büyüklüğü değil yarattığı his. Rüzgar estikçe yaprakları ve ince gövdeleri birbirine sürtünüyor. Bambu japon kültüründe esnekliği, dayanıklılığı, saflığı ve kötü ruhlardan korunmayı simgeliyor. Arashiyama’ya gidecek olursanız göreceğiniz diğer bir önemli yapı Togetsukyo Köprüsü. Bu isim “Ayın Geçtiği Köprü” anlamına geliyor. Efsaneye göre bir imparator dolunayın, köprünün üzerinden geçiyormuş gibi göründüğünü söylemiş ve köprü bu adı almış.


Uzak doğuda ay, yalnızca gökyüzünde görünen bir gök cismi değil; özlemin, geçiciliğin, insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin de sembolü. Çin’de yaşadığım yıllarda Yangshou bölgesini gezerken Moon Hill’e çıkmıştık. Zirveye yakın, dağın içinde ayı andıran kocaman yuvarlak bir boşluk vardı. Bu doğal kemer nedeniyle oraya Ay Tepesi adı verilmişti. Hatta 1972 yılında ABD başkanı Nixon ve eşi buraya tırmanmış, zirvede sergilenen fotoğraflarından öğrenmiştik. Yıllar sonra Kyoto’da ayın geçtiği köprünün kenarında oturmuş suyu seyrederken Çin’deki o günü hatırladım. Uzak Doğu’da iki ayrı “Göğe Bakma Durağı” gibi geldi bu ikisi bana. Ve bu yüzden Turgut Uyar düştü aklıma…

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum, göğe bakalım. Tuttukça güçleniyorum, kalabalık oluyorum. Durma, Göğe bakalım. Beni bırak, göğe bakalım…
Köprü dokuzuncu yüz yılda ilk kez inşa edilmiş sonrasında bakım ve tamiratlar görmüş. Bugün gördüğümüz yapı 1930 ‘larda elden geçirilen hali. Bu bölgede, bambu ormanının hemen yanında bulunan Tenryu -ji Tapınağı 1994 yılında UNESCO’nun “Eski Kyoto’nun Tarihi Anıtları” başlığı altında dünya kültür mirası listesine dahil edilmiş. Kyoto’daki beş büyük zen tapınağından biri. Özellikle zen ustası Muso Soseki tarafından tasarlanan ve yedi yüz yıldır ana tasarımını koruyan zen bahçesi ile ön planda. Bahçenin en etkileyici yanı “shakkei” denilen ödünç alınmış manzara tekniği. Yani bahçe, sınırlarının içindeki taşlar ve göletten ibaret değil. Arkasındaki Arashiyama Dağları da tasarımın bir parçası kabul ediliyor. Japonya’da UNESCO listesine alınan yerlere bu detaylarları okuduktan sonra yeniden baktığımda, asıl değerli olanın insanın doğayla kurduğu ve yüz yıllardır koruduğu incelikli ilişki olduğunu fark ettim.
“Togetsutyo Köprüsü’nde bir mola, şurada taş yerine bir bank olsaydı suyun sesiyle uyurdum. Ayın geçişi anlamına geliyormuş. Sonbahar ya da sakurada çok güzel olur. Çünkü etrafında kiraz ağaçları var. Kyoto’da sanırım en çok burayı sevdim.”
Bölgede görmek istediğim yerleri tamamlayıp cadde boyunca yer alan hediyelik eşya dükkanlarına, şekerlemecilere, küçük kafelere bakındım. Turist kalabalığı caddenin ritmine karışmıştı, geleneksel kıyafetler giymiş gençler fotoğraf çektiriyordu. Jinrikisha denen, insan gücüyle çalışan, arkadan iki tekerlekli bisiklet benzeri araçlar Arashiyama’nın nostaljik simgelerinden biri. Tekerin üzerindeki iki kişilik koltuğa oturan ziyaretçiler semtin sokaklarında keyifle geziyor. Onlara binmedim ama her zamanki gibi pirinç hamurundan yapılmış şekerlemeleri, matcha dondurmaları, japon turşularını denedim. Açlığımı bastırmadım çünkü esas hedefim Gion Duck Noodles. Burası ördek üzerine uzmanlaşmış bir restoran. Özellikle ördek rameni ile ünlü bir yer. İçeri girerken ayakkabılarınızı çıkartıyorsunuz. Menüdeki Signature Duck Ramen favori yemekleri. Kishu ördeğinden hazırlanan yoğun ama leziz bir et suyu, içinde ince ev yapımı erişteler, ördek göğsü dilimleri ve tabağın kenarına serpiştirilmiş sansho biberinden oluşan görsel olarak da sade ve iştah açıcı bir sunumla masanıza geliyor. Yemeğin ardından bir de dondurma yedim ve Arashiyama’ya veda etmek üzere dönüş yoluna geçtim.


Defterimde Sagano Scenic Railway diye bir not vardı. Metroya yürürken aklıma o geldi ve yönümü bu trene kırdım. Bu tren Arashiyama ve Kameoka arasında çalışan nostaljik bir gezi treni. 7.5 km ‘lik bir mesafeyi 25 dakikada alıyor. Bir zamanlar bu raylar Kyoto’yu batıya bağlayan demir yoluna aitmiş. Ancak 1990’lı yıllarda daha modern bir hat açılınca bu bölüm kullanılmaz hale gelmiş ve Japonlar hattı söküp atmak yerine, onu bir manzara trenine dönüştürmüşler. Tren neredeyse bisiklet hızında yol alıyor. Pencereden bambular, küçük köprüler, balıkçılar, Hozugawa nehri görülüyor. Ancak şansıma 1 Mart tarihine kadar kapalı olduğu yazıyordu.



