Dağı Çizdim- Chureito Pagoda

O gün ve o saatte dizim ağrımaya başlamıştı. Zaten bu yolculuğa çıkmadan önce kendini gösterdi bir hafta yürütmedi falan. Kuvvetli ağrı kesici ilaçlar, çekilen emar, buz terapisi, ıvır zıvır. Kısaca doktor şunu dedi; (mealen) :

Kızım sen artık elliyi devirdin e vücudu da hor kullanmışsın, kendi kıymetini önce kendin bilecektin şimdi geçmiş olsun. Kötünün iyisi, abanma bu dize.”

Peki doktor doğru diyorsun da sadece dizimi mi hor kullandım sanıyorsun sen, mesela benim kalbim de hasta belki? Damarlarımı hayal kırıklıkları tıkadı bunca yıl. Sonra zamanında söyleyemediğim sözler midemde asit yaptı, hatta dur bak ne diyeceğim,  benim kolesterolüm de yüksek, kolesterolü sence ne yükseltir? Sinirli bir insanım ondan mı? Sor bana ben neden sinir oluyorum hayata? Neyse. Aramızda böyle bir konuşma geçmedi. Çünkü o bir diz doktoruydu. Konuyu da hemen Japonya’ya geri çekmeliyim.

O dizle ben pagodaya kadar çıktım. Zirveye vardığımda ağrıya da yorgunluğa da değdi. Dağ bulutlandı ama bu hali de güzel yazmışım ya defterime, Japonların mono no aware dediği bir duyguyla karşılaştım. Güzelliğin geçici olduğunu bilmenin hüznü. Kiraz çiçeklerinin birkaç gün sonra döküleceğini bilmek gibi. Tam ve mükemmel olanın değil, kusurlu, eksik ve geçici olanın güzelliği, mutluluğun kısa ömürlü oluşu.

Neden diye soruyorlar bana, öyküleriniz çok hüzünlü. Ben hayata bu bakış açısıyla bakıyormuşum işte, Japonlar sade bir şekilde tanımlamış bendeki duyguyu. Yalnız olmadığım gibi hissettiğim şeyin felsefesi varmış. Hayatımdan bir anekdot paylaşıp bu bahsi kapatayım. Çocuklarımla bugüne kadar yaptığım bütün seyahatler benim için çok güzeldi. Ve eve döndüğümüz ilk gece odamda yalnız kaldığımda içimdeki hüznü sığdıracak yer bulamadığım için ağlardım. Bir gün bunu bir arkadaşımla paylaştım,  bana “yeniden yaşayabileceğin bir deneyim için neden ağlıyorsun, anın tadını çıkartsana” dedi. Bugün olsa, anı yaşa nasihatleri dinlemek için anlatmadım bunu sana, der geçerdim. Ama o gün neden hüzünlendiğimi uzun uzadıya anlatmaya çalışmıştım. Oysa bak, Japonya’dan bir cümle, içimdeki hüznün ne kadar normal bir his olduğunu bana açıklamaya  yetti. “Mono no aware” Her şey bitecek. Geri dönüşsüz şekilde akıyor zaman. O halde biten güzel şeylerin hüznüne sahip çık. Sahip çık ki içinde o mutluluk anlarını yaşatmaya devam et. O gün ben Fuji Dağını ardına alan kırmızı pagodayı çizdim defterime. Kelimelere dökercesine dikkatli, keyifli, ferah bir andı. Daha yaşarken hüznüne de sahip çıktım. O gün orada çok mutluydum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir