Hiroşima

4 Mart 2026 Çarşamba. Gideyim mi, gitmeyeyim mi, nasıl giderim, ilave ne masraf olur dediğim Hiroşima’dayım. Daha müzeyi gezmedim ama şu ana dek gördüklerim bile iyi ki geldim dememe yetti. Şöyle bir kurgu, Adam uykuda. Rüyasında bir uçak kullanıyor. Uçak atom bombasını taşıyor. Ancak düğmeye basması gereken yerde basmıyor, pas geçiyor şehri. Ama sonra uyandığında geçmişte pas geçmediğini hatırlıyor. Bu, vicdan azabını kaldıramadığı için sürekli kendini tekrar eden bir rüya bu.

Bomba şehrin 600 metre üzerinde gökyüzünde patlıyor. Bu kubbeli binanın yıkılmama sebebi dikey dalgaya maruz kalması ve çelik kubbenin bu yüksek ısıya dayanması. Aslında kubbenin bulunduğu binanın 150 metre ilerisinde hastane olduğunu düşündüğüm bir binanın tam üstü. Saat 14:50.

Hiroşima’ya sabah dokuzda vardım. Bu çok iyi oldu çünkü anıta ve müzeye varmam bir saate yakın sürdü. Hızlı trenden inince (Şinkansen’e) tramvaya bindim. Halbuki JR Line da vardı. Ama chat GPT nedense öyle münasip buldu. İyi de oldu. Çünkü şehrin tam ortasından geçen, dümdüz bir yoldu ve etrafıma bakındım. İndiğim durak müzenin önüydü. Bir saat kadar sürdü müzeyi ziyaretim. Giriş bileti 200 yendi. Bunu sanırım sembolik alıyorlar. İçerisi çok iyi dizayn edilmiş bir müzeydi. Bombanın atıldığı sabah, hiçbir şey bilmeden, okuluna ve işine gitmek üzere evden çıkan insanlar, şehrin çiçek gibi hali ve sonra sabah sekizde üç bin dereceye ulaşan, insanı anında bir lekeye dönüştüren bomba. Korkunç ve vicdansız bir şey. Bunu yapan fizikçi Oppenheimer. Siyasileri zaten anmıyorum. Japonlar bu bomba yüzünden büyük bir katliama maruz kaldılar. Bunları düşünürken aklıma Çin’deki anıt geliyor. 1937 yılındaki Nanjing Katliamı. Japonlar üç yüz binden fazla Çinliyi katletmişti.

Ne yazık ki kurulan düzen yüzyıllardır böyle. Kaynaklardan daha fazla pay almak için savaşmak. Bugün İran, Suriye, Filistin, Lübnan’ın durumu. Yarın Filistin için de bir müze yapılır. Ve bu, ölen kimseyi geri getirmez. Ayrıca düzeni değiştirmeye de yetmez. Şehrin etrafı dağlık. Ancak bunlar yüksek dağlar değil. Yapılar da yüksek değil. Bombanın atıldığı günden üç gün sonra şehrin içinden geçen o tramvay çalışmaya başlamış. Ne olursa olsun, kafana atom bombası bile düşse hayat devam ediyor demek sanırım bu. Müzeyi ziyaretim bitince aynı yerden tramvaya bindim. Miyajima adasına kalkan feribotlara kadar o tramvayla gittim. Feribotta Suica kart geçiyordu. İyi ki adaya gittim. Bütün havam değişti. Meşhur kurabiyelerinden yedim. İki tanesi kırmızı fasulye ezmeli, diğeri de kremalı. Adanın meşhur istiridyelerinin de tadına baktım. Şimdi Osaka’ya dönmek üzere yoldayım. 15:00″

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir