Nara’dan döndükten sonra Altın Tapınağa giderim diye düşünüyordum ama olmadı.
“Bugün sanırım Nara’da fazla oyalandım. Altın Tapınağa vakit kalmadı. Zaten hafif bir boğaz gıcıklanması hissettiğim için parol yuttum ve pastil aldım. Yani sadece keyif dolaşması yapacağım bugünün kalan kısmında. Gurme gezisi bir nevi. 16:49 gurme turumda Kimura’ya doğru devam ediyordum ki Gyozacının önünden geçtim. Çeviriye tuttum, ördekli gyoza. Menüde tavuklu da vardı deniyim dedim. Sekiz parça söyledim. Bekliyorum. Ama balıkçı amcaya da gideceğim. Bugün yeme günüm. Bugün Nara’da o tatlı da nefisti. Dur hazır aklımdayken onu da yazayım deftere. Nefis ötesi tadı var. Bir yüzü çıtır hamur, diğer yüzü yumuşak. Çocuk sirke ile yiyin ve karabiber serpin dedi. İlk dördü ışık hızıyla mideme indi. Çarşıda kuru 151 den gördüğüm için 100 usd bozmaya karar verdim. 15.150 jpy alıyorum. Cebimde 500 usd kaldı. “

O gece ıslatmayan bir yağmur çiseliyordu. Kyoto’daki son gecemdi. Aylak aylak dolaşmaktan başka bir şey yapasım yoktu. Karnım tok olsa da canım tatlı bir şeyler yemek istedi.
“Benim tatlıcılar maalesef beş suları kapanmış. Bir kafe buldum. Minik bir dilim kek ve kahve sipariş ettim. 1.090 jpy tuttu. Yoruldum, üstelik şeker ihtiyacımı gidermedi. Kafenin adı Flow. Saat 18:41 Yağmur yağıyor, mesafeler arası, yorgunsan eğer, uzak. “

Kyoto bana güzel bir kapanış atmosferi sundu. Bin yılı aşkın süre Japonya’nın başkentliğini yapmış bu şehirde son gecem; kırmızı fenerlerin aydınlattığı Gion sokaklarında geçti. Oralarda yürürken, ayın geçtiği köprüyü, bambu ormanlarının sisli yeşilini, Filozof Yolu’nu, lezzetli tatlı duraklarını, defterimi yiyen dostum geyikleri zihnime iyice yazdım. Arada karşıma çıkan kimonolu, beyaz yüz makyajlı zarif kadınlar, ochayalardan yükselen gülüşler, müzik sesleri, burnumda eski ahşap kokusu, kömür ateşinde kızaran yakitorilerini yemek için masalarda toplanmış insanlar… Kyoto bütün güzelliği ile değişerek ama özünü kaybetmeden, bin yıldır burada yaşamaya devam ediyor.
