Zojo-ji Tapınağından Yanaka’ya

Burası Tokyo Tower’ın hemen eteklerinde ve şehrin en önemli Budist tapınaklarından biri. 1393 yılında kurulmuş ve 16. yy’da buradaki yerine taşınmış. Bahçesinde Jizo heykelleri var. Yüzlerce küçük kırmızı örgü şapka ve önlük giydirilmiş bu heykelcikler yani Jizo Budizm’de çocukların, yolcuların koruyucusu. Düşük, ölü doğum ya da erken yaşta kaybedilen çocuklar için ailelerin bıraktığı anıtlar tapınağın en duygusal köşelerinden biri.

Eveeet, metro kartıma bin jpy koydum. Bulunduğum yerden iki aktarma ile Yanaka’ya geldim. Burada bir kafe buldum. 700 jpy matcha latte ve 950 yene krep söyledim. Nakit param oldukça azaldı. Kadının dediğine göre Seven Eleven nakit bozuyormuş. Kırmızı fasulyeli krep söyledim. Saat 11:20. Krep de latte de nefis ötesiydi. Fasulyeli bu krepin adı Azuki red bean.

Yanaka Tokyo’nun en sevilen mahallelerinden biri. Ki benim de en sevdiklerimden biri oldu. Eski Tokyo’nun halen nefes aldığı yer olarak nitelendiriliyor. Tokyo’nun büyük bölümünde hasara yol açan 1923 yılındaki deprem ve ikinci dünya savaşındaki bombardımandan nispeten az etkilenmiş. Bu yüzden hala dar sokaklar, ahşap evler, küçük tapınaklar ve mahalle dükkanları eski yapısını koruyarak var olmaya devam ediyor. Buranın en önemli özelliği kedileri. Tokyo’da kedi mahallesi olarak bilinen bir semt. Yol boyunca pek çok dükkanın vitrininde bu figürlere rastlamak mümkün. Hatta yolun başındaki merdivenlere Kedi Kuyruğu Sokağı anlamına gelen Yüyake Dandan adı verilmiş. Burası acelesi olmayanların mahallesi. Ben de hiç acele etmeden keyfine vardım.

Saat 12:35. Yanaka’ da olduğum için çok ama çok mutluyum. Montu da çıkarttım. Acayip parlak ve sıcak bir güneş var. Sangria satıyordu dükkanın önünde bir adam. 600 jpy bir bardak. Cebimdeki son bin yeni hiç düşünmeden ona verdim. Bana hemen bir kamp sandalyesi açtı. Kendi de içiyor, kafasında hasır bir şapka var. O şapkayla bir fotoğrafım olsun istedim. Güneş yüzüme vuruyor. Dükkanda opera dinliyor. Yani bu kadarını ben bile hayal edemezdim. İnstagrama neden fotoğraf koymuyorum biliyor musun, Japonya vaktimden çalmasın diye. Hatta yazı yazarken bile bakmayı, görmeyi kaçırdığımı düşünüyorum. Burada olmak çok güzel. 12:39

Yanake benim de tıpkı mahallenin tembel kedileri gibi güneşe yayıldığım, insanları gözlemlediğim, içimde onlarla ilgili hikâyeler kurduğum bir yer oldu. Sanırım orayı bugün bile özlemle hatırlamam geçirdiğim telaşsız zaman sayesinde oldu. Ve müzik ve dil bilmemek ve insanları umursamadan öylece durmak…

Demin bir adam ve yaşlı bir kadın geldi. Adam sangria içmek istedi. Kadın sanki onun annesi gibi. Satıcı, adama bol buzlu bir bardak hazırladı. Kadın bozuk paralar verdi. Adam içkisini aldı, şezlonga yerleşti. O da kendini buradaki kediler gibi güneşe bıraktı. Kadın on dakika kadar sonra geri geldi. Sanki para bulması lazım, parası yetmemiş gibi. Ama adamın içtiği içkinin parasını denkleştirmek için bu teyze neden koştursun. Teyze karşı tezgahtan. Sanırım o da satıcı. Bu adamı içirmek ya da doyurmak için kendi tezgahının başında. Teyze simit gibi hamurumsu bir şey satıyor. Bu arada ben bu tezgahın reklam mankeni gibi oldum. Beni gören tezgahın önünde durup sangria içiyor. 12:46”  

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir