Yavaştan Fuji’ye Geçelim mi?

24 Şubat 2026 Salı; bir daha böyle bir salı ne zaman, nasıl yaşanır acaba diyeceğim bir salı. Allah’ım çok güzel! Şimdi saat 12:10 Günün buraya kadar olan kısmını özetliyorum. Sabah altı suları alarmla kalktım. Ödünç aldığım şarjı ve oda anahtarını teslim etmek dışında otelle işim olmadı. Metroya yürüdüm. Ama asıl yürüyüş metronun altındaki beş yüz metreydi. Kabin boy valizimin körüğünü açıp alabileceğinin fazlasıyla doldurdum. Sırt çantamı ayakkabı çantam yaptım. (tek ayakkabıyla gitsem de çoluğun çocuğun siparişi ve içimdeki çocuk terlik bile aldı. ) Kozmetik, cilt bakım, kırmızı ayakkabı torbası ve ıvır zıvır kırtasiyelerim de turuncu çanta. Yani valizi saymazsam üç parça daha. İşin stresli ve zor kısmı south çıkışı ararken oldu. Çünkü yürüyen merdivensiz çıkışlar vardı. Bir şekilde otobüs terminaline vardım. Erken yola çıkmanın faydası işte. Çünkü bir an kendime, bulamazsan yeni bilet alırsın telaş yapma, dediğimi hatırlıyorum. Otobüs inanılmaz temiz, rahat ve konforluydu. Ayrıca kaldığım kasaba Fuji Q Park’a çok yakın. Ancak şunu fark ettim ki sonuçta buralar kırsal yerler olduğu için gideceğiniz yere, otobüs varsa gidiyorsunuz ancak. Youtube’da buraya gelmeden önce günlerce izlediğim Fuji etrafındaki kasabalar için araç lazım. Ya da benim gibi bir gün kalmayacaksanız araç kiralayarak etrafı rahat rahat gezebilirsiniz. Ya şimdi aklıma geldi, keşke dün Tokyo’da iki torbayı da emanetçiye bıraksaydım. Şinciku istasyonu emanet dolaplarından geçilmiyordu. Hava çok güzel. Arkamda güzel bir fil var. Adı neymiş bakayım. 12:20″

Tokyo’dan elimde kabin boy (ama körüğü açılmış) bir valiz, ayrıca bir sırt çantası ve içine kalan eşyaları koyduğum torba şeklinde iki çantayla ayrıldım. Fuji’ye otobüsle gidecektim. Otobüs durağına metroyla vardım. Bu kısım kolaydı, zorlandığım yer metrodan çıktıktan sonra otobüsün kalktığı terminale ulaşmak oldu. Aslında bina olarak kolay bir yerdeydi fakat o kadar büyüktü ki otobüsler de binanın kot farkından ötürü terminale üst katta bir yerden yanaşıyordu. Elim kolum dolu olunca bir yandan google maps bakıp bir yandan da yol almak pek kolay olmadı. Ama bilet gişesine vardıktan sonrası rahattı.

Havaalanı gibi bir sistem kurmuşlar, dijital panolarda her yöne kalkan otobüslerin saatleri ve peron numaraları yazıyor. Fazla beklememe gerek kalmaksızın otobüse bindim. Çok konforlu bir şekilde yaklaşık bir buçuk saat süren yolculuğumun sonunda indim. Zaten yolun son on dakikası gittikçe yakınlaşan heybetli ve başı karlı Fuji dağı manzaralarıyla geçti. Aslında kaldığım otelin servisi vardı ancak servisin nereden kalktığını ve hareket saatlerini araştıramayacak kadar yorgundum. Bu yüzden otelime kadar olan bir kilometrelik yolu yürümeye karar verdim. Düz yol olması işimi kolaylaştırdı. Valizi ite ite kalacağım yere vardım. Tokyo’dan sonra Fuji ve civarı birbirinden tamamen farklı iki dünya. Her şeyden önce bu kasabalarda yeşile, dağlara, göllere doyacaksınız. Ve Fuji o kadar büyük bir dağ ki geçtiğiniz her yol karşınıza bu dağı çıkartacak.

Japonca adıyla Fujisan, 3.776 metre yüksekliğiyle Japonya’nın en yüksek dağı. Kusursuza yakın konik şekliyle özel bir öneme sahip. Japonya’da kutsal kabul ediliyor. Yüz yıllar boyunca Şinto ve Budist hacılar zirvesine tırmanmış. Unesco tarafından 2013 yılında Dünya Kültür Miras listesine alınmış. Sabır, dayanıklılık ve ruhsal arınmanın sembolü olarak çeşitli anlamlar yüklemişler. Aslında burası volkanik bir yanardağ. Son patlamasını 1707 yılında gerçekleşmiş ve kül bulutları Edo yani bugünkü adıyla Tokyo’ya kadar ulaşmış. Kaldığım otel, Kawaguchiko gölünün kıyısına çok yakındı. Sabah gölün durgun suyunu yanıma alarak yürüyüşler yaptım. Fuji etekleri ya da göl kenarındaki bu kasabalar, özellikle direklerin ucunda kasabayı havadan dolaşan elektrik kabloları sayesinde çok otantik kareler veriyor. Her sokağın ucundan heybetle poz veren Fuji, özellikle güneşin büküldüğü akşam saatlerinde müthiş.

Fuji Michi’ye gidiyorum. 10. durakta ineceğim. Buradaki banliyö trenleri oyuncak trenler gibi. Sanki Disney Land ‘deyim. Bu sabah istasyonda, yani Fuji Station’da yerde yuvarlanan bilye gibiydim. Dönüşte Shimoyoshida’da inip orayı da gezebilirsiniz. Burada kırmızı pagoda var. (Chureito Paopda) “

Fuji Michi’ye gittim ancak kasabada umduğumu bulamadım. Youtube’da ve yabancı fotoğraf sitelerinde gördüğüm, o tanrının unuttuğu ıssız kasabanın, varlığına sadece elektrik direklerinin ve yolun ucunda gözüken Fuji ‘nin tanık olduğu o terk edilmiş kasabaydı aradığım. Güzel bir fotoğrafın peşine takılıp belki de hiç var olmayan o yeri arayan kişiydim ben. Bunu amaç edinip günlerimi bunu bulmak için geçirebilirdim.

Bu sefer google maps ya da gpt patladı. Nazar değdirdim. Fuji Michi için indiğim uzun ve zor isimli istasyon saçma bir kasaba çıktı. Neyse… Şimdi Gekkouji istasyonuna gidiyorum. Aslında geri dönüş yolu bu. Orada inip Fujiyoshida denen yerden dağı görmeye çalışacağım. Yedi durak geri: Tökaichiba, Higashi, Mitsutöge, Kotobuki, Yoshiikeonsen, Shimoyoshida. 24.02.26 ♥”

Fuji Michi’den geri döndükten sonra bir yerde oturup iyi bir kahve eşliğinde defterime bir şeyler yazmak istiyordum. Ama artık trene binesim de yoktu. Rastgele bir otobüse atladım. Kasabanın biraz dışında gölün kıyısında bir yer buldum. (Yazıların sonunda size yemek yediğim her yerin kısa bir listesini bırakmak istiyorum, çünkü bunu yapmayı düşündüğüm için swarm üzerinden her gittiğim yerde check-in yapmıştım.) Bu kafenin adı da Cisco’ydu. Orada bir şeyler yedim. Uzun uzun oturdum.

Cafe ile karşılaştıktan sonra gün değişti. Karşımda yaşlı bir çift var. Uyuyorlar. Yaşlılık ve uyku arasında artan bir ilişki olmalı. Nasıl ki bebekler hep uyuyor, yaşlılıkta da insan hep uyumak istiyor. Demek ki bebeklik öncesi anne karnı, yaşlılık sonrası toprak koynu. İstasyonlarda İngilizce olarak isim yazıyor, boşuna takip ettim on durak. 14:11

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir