Nara

Güne stresli başladım. Cep telefonumun şarjını unutmuşum. Nara’dan sonra otele dönmek gerekecek. Sonra Suica kartımda para yoktu. Metro çıkışı kartım turnikeyi açmadı. Allah’tan Kyoto istasyonunun orada güzel bir markette, Lawson’a göre daha iyi bir kurdan 200 usd bozdurdum. Sonra Suica karta olan borcumu ödemek için subway’e geri döndüm. Çünkü o arada Suica’ya 2.000 yen yatırdım, borcu ödedim. Nara Line’ı buldum. Yine Suica kartı okuttum. Şimdi trendeyim. O marketten kendime salata, suşi ve yeşil çay aldım. Bu arada tren her durakta duruyor. Japonların oturdukları yeri ısıtma sevdası çok ilginç. Demin çantamdan bir sıcaklık yayılıyordu. Önce o ısınan yiyeceklerden mi aldım farkında olmadan diye düşündüm. Sonra baktım koltuk ısınıyormuş. Dizimi bile düşündüm o an. Ağrı yok ama sıcaklık olabilir mi diye. Neyse durumlar böyle. Hiroşima’yı programdan tamamen çıkarttım. Oraya gitmek gereksiz uzun olacak. Onun yerine Tokyo’da üç gece kalıp bir günü Hakone ‘de geçirmeye karar verdim. Durumlar budur. Geyiklerle güzel bir gün geçirmek istiyorum. 09:40″

Bunları okuyunca gülümsedim. Gerçekten de trende panik olmuştum. Oturduğum yere bir sıcaklık yayıldı, oradan bacaklarıma. İlk aklıma gelen o kendi kendine ısıtılabilen yemekler oldu. Japonya’da ve Çin’de pek yaygın. İpini çekince kutunun alt tarafındaki su sönmemiş kireçle temas ediyor, o kimyasal reaksiyonla da ortaya bir ısı çıkıyor.

Gelelim Nara’ya. O kadar güzel bir gündü ki Nara’da geçirdiğim zamanı hâlâ gülümseyerek hatırlıyorum. Trenden iner inmez daha yüz metre bile yürümemiştim ki geyikler etrafımda toplanmaya başladı. Hemen bir paket bisküvi alıp ben de onları besledim. Daha havada kapıyorlar ve dahasını vermeniz için sizi dürtmeye başlıyorlar.

Nara parkında serbestçe dolaşan binden fazla geyik var. Japon inanışına göre Kasuga Taisha tapınağının koruyucu tanrısı beyaz bir geyik üzerinde Nara’ya gelmişti. Bu yüzden yüz yıllar boyunca geyikler kutsal kabul edilmiş. Nara’nın kalbi UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Todai-ji tapınağı. Burada dünyanın en büyük bronz buda heykellerinden biri olan Daibutsu bulunuyor.

Tapınağı gezdikten sonra Naramachi bölgesine doğru yürüdüm. Yol üzerinde küçük kafeler ve zanaat dükkanlarını gördüm. Denk geldiğim kalabalığın neye baktığını merak edip ben de içlerine karıştım. Mochigome dedikleri buharda pişirilmiş yapışkan pirinci dev bir havanın içinde iki usta, her vuruşta kuvvetli sesler çıkartarak tüm güçleriyle dövüyorlardı. Daha tokmak havadayken usta saniyeler içinde hamuru çeviriyor, tokmak yine iniyor. Dışarıdan bakan bizler için turistik gösteri gibiydi. Burayı görmek isterseniz adı Nakatanidou. Yüksek hızlı mochi dövme gösterisiyle Japonya’nın en ünlü yerlerinden biri olduğunu sonradan öğrendim. Hemen yan tarafta taneyle satışı yapılıyordu. Yamogi Mochi. Yapışkan pirinçten yumuşacık mochi, içinde tatlı kırmızı fasulye ezmesi, dışı kavrulmuş soya unu, tadı nefis. Yeni dövülmüş mochimi ılık ılık yedim.

Bir ara parkın içinde fast food adama bir şeyler yazıyordum. Geyiklerden biri yanıma geldi, kedi gibi sokuldu. “Ben de kurabiye yok ki” dememe fırsat kalmadan fast food adamı yemeye başladı. Sanki lezzetli bir yaprak ısırırmışçasına sayfanın yarısını bir lokmada yuttu. Bu anı hemen kadrajladım. Nara o gün benim için eşsiz bir deneyimdi. Aç geyikler, yırtık defterler, ılık mochiler… Bir de ben.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir