Rinku Outlet ve Tsuntenkaku Tower

1 Mart 2026 Pazar Osaka, Saat 08:47 Rinku’ya gitmek üzere otelimin oradan metroya bindim. Burada olmak kafamı dolduran tüm çeri çöpü daysın gibi çekti aldı. Bu yüzden de mutluyum. Burada tek tasam, dövizimi iyi kurdan bozdum mu, bunu gerçekten almak istiyor muyum, param yeter mi, dizim ağrıyor mu, gribe yakalanmayayım gibi temel sorunlar. Benle ilgili, bana dair. İstanbul’a döndükten sonra bu sarmala girmeyecek bir şeyler yapmam lazım. Her gün sabah çıkıp akşama kadar yürüyerek yeni yerler keşfetmenin, kendinle baş başa kalmanın yerini tutacak. İlki sosyal medya. O bir bela. İnstagramdan diğerlerinin hayatını takip etmenin iyi geldiği kimse var mı acaba? Bırak kim ne yaparsa yapsın diyemeyen yığınlar. Kendin edebiyat alanında gerekli gördüğün paylaşımları yap ya da seyahatini bloğa ve gezi sayfana koy. O kadar. Don Kişot’un eklemelerini, düzeltmelerini yap, bu geziyi bloğa geçir ki duygusu hep sende kalsın. Seyahatin verdiği tatmin de bir nevi sebze, meyve. Bu tür güzel yemekleri hazırla kendine. Çünkü seviyorsun ve mutlu oluyordun. Sağlık, kalp ve dahi diğer şeyler, bunların sorumluluklarını yerine getir ancak bunu kafaya takmadan yap. Okumak, yazmak, yeni seyahat projeleri, mevcutu kitaplaştırmak… Bunlar sana yetecek. Şimdilik böyle. Saat 09:20 İkinci aktarmanın içindeyim. Kahvaltımı orada ederim.

Gözlemler: Sürekli grip gibiler. Burun çekiyorlar, maske takıyorlar, cep telefonlarına bakıyorlar. O salak oyunlar burada kumar gibi. Peluş oyuncak kazandığın makinalar. Gözümün önünde Miki kazanmak için 20 jeton attı makineye. Bir tane jeton 200 yen. Bu Miki’nin ederi nedir? Makinenin yazılımı burada daha kumarhane mantığında geldi bana. Çin’de ben bunu eğlencesine yapıyordum. Üç kuruş para atıyordum ve mutlaka bir peluş oyuncak alıp eve dönüyordum. Burada o oyunu çok sevmeme rağmen milletin deneyimlerini gördükçe vazgeçtim. Bir kere bile kazanıp sevinen çocuk görmedim. Hep para atan sonra da tüh Allah kahretsin jestini yapan yetişkinler. Tatlıları çok güzel. Çünkü az şekerli yapıyorlar. Arasına koydukları krema pastacı kreması gibi lezzetli. Kuralcılar. Bunu kanıksamışlar. Çocuk pek yok. Onun yerine bebek arabalarında köpek gezdiriyorlar. Kozmetik marketleri çok ama çok fazla. Birkaç store var, Matsumoto Kiyoshi gibi drugstore. Tüm ülkeye yayılmışlar. Ancak Kyoto’da oradan aldığım dizlik gerçekten işime yaradı. Ağrı bandı da. Hatta ağrı kesicisini denemedim ama onunla ilgili okuduklarım bile çok iyi. Millet buradan ülkesine ilaç taşıyormuş. Bizim ülkede solgara dünya para veririz. Aslında Tokyo’ya geçince oradan balık yağı alayım. Saat 10:25 oldu. Üç durak fazla gitmişim. Aktarma göstermiyordu google maps ama renk değişimi vardı. Trende kalın yazıyordu yanında. Neyse üç durak geri gittim. Aktarmaya bindim. Havaalanı hattı bu. Bir durak gidip ineceğim. Çok güneşli bir hava var. Acıktım da. Keyfim yerinde.

Yol uzun olunca baya yazmışım. Kocaman bir outlet burası. Osaka’nın güneyinde, Kansai Havalimanı’nın tam karşısında yer alıyor. Havalimanına sadece bir durak mesafede olduğu için birçok gezgin ülkeden ayrılmadan önce son saatlerini buraya ayırıyor. Mimarisi Amerikan sahil kasabalarını andıracak şekilde tasarlanmış. Bir tarafta mağazalar diğer tarafta Osaka körfezi var. Gün batımında denize bakan teraslar çok keyifli. Ben hangi mağazalara uğrayacağımı önceden planlayarak geldim. Efe ve Ela’nın da siparişleri vardı. Önce Efe’yle başladım. İki spor kıyafet istemişti. Under Armour’dan iki parça için 8.200 jpy ödedim. Bu İstanbul ile kıyasladığımda yarı fiyatı gibi bir şey. Kendime Türkiye’ye dönerken kullanacağım Samsonite marka kabin boy bir valiz aldım. Bunun fiyatı 33.488 jpy’ydi. Ela’nın çanta ve cüzdan siparişi ve spor ayakkabılar derken keyifli ve ekonomik bir alışveriş yaptım. Asics ve Hoka’nın mağazaları var üstelik her iki marka da Türkiye’nin yarı fiyatına satıyor ürünlerini. Öğlen yemeğini bir Kore restoranında yedim. İsmi Bibim. Buranın favori yemeği ısıtılmış taş kaplarda servis edilen bibimbap. Bibim kelimesi Korece’de “karıştırmak” anlamına geliyor. Marine edilmiş ince dilim dana eti, havuç, ıspanak, soya filizi, yosun, mantar gibi muhtelif yiyecekleri karıştırıp servis ediyorlar. Kap çok sıcak olduğu için en alta yerleştirilen pirinçler biraz kızarıyor ve çıtır olarak yeniyor. Kahvemi de Snow Peak at Rinku isimli Japon outdoor markasının kafesinde içtim. Kamp ekipmanları, minimalist tasarımlarla son derece sade ve şıktı. Kahvemin yanında yediğim tiramisu sanırım Japonya standartları içinde beni hayal kırıklığına uğrattı. Kreması çok ağırdı ilk defa bir tatlıyı bitiremedim.

Öğleden sonra outletden ayrıldım. Aldıklarımı çek çekli valize koyduğum için elim kolum rahattı. Bu yüzden otele dönmek yerine Osaka’nın en simgesel yapılarından biri olan Tsutenkaku’ya gitmeye karar verdim. Japonca ‘da “Cennet Ulaşan Kule” anlamına geliyor. Led Zeplin’in Stairway Heaven’ı gibi. Osaka’nın en eğlenceli bölgelerinden biri olan Shinsekai bölgesinde. 1912 yılında kule inşa edilmiş. 2. dünya savaşında çıkan yangın yüzünden hasarlanınca 1956’da yeniden yapılmış.

Kuleye vardım. Sanki Amerika’da Las Vegas’a gelmiş gibi oldum. Işık ve renk cümbüşü karşıladı beni. Şarjım az olduğu için çok araştırmadan tipini beğendiğim bir restorana girdim. Her zamanki gibi suşi söyledim. Bar gibi bir düzen, tezgahın arkasında insanlar suşi yapıyor. Kyoto’ya gitmek outlete gitmekten daha kolay. Osaka’dansa Kyoto daha güzel. Daha nezih ve romantik. Bu şehirde bir kaotik ortam var. Dingin değil. İlk siparişim olarak dört minik balık geldi. Tadına baktım, bizim hamsimiz daha güzel. Adı ne acaba bu balığın. Telefonumu şarja verdim bu yüzden fotoğraf çekip yapay zekaya soramıyorum. Kyoto’da daha huzurlu bir sakinlik var. Yediğin şeyler daha temiz sanki. Burada her şey kızartma gibi. Ama tabii deneyimliyorum. Bu balığı aç olmasam yemezdim, tadı güzel değil. Nesi eksik bilmiyorum, hayvanın etinin lezzeti yok. Şef tabağımı görse beni tebrik edecek, sadece kafalarını yemedim. Yanımdaki Japon suşi yiyor, diğer yanımdaki kızlar bu kızarmış balıklardan. Ve kola içiyorlar. Benim de canım kola çekti. Bu insanların intihar hikayeleri acaba doğru mu? Çünkü genelde neşeli ve güler yüzlü gözüküyorlar. Zengin bir ülke olduğu belli. Sokaklarda yaşayan hiç görmedim. Bilemiyorum. Benim için çok yoğun, çok tempolu bir gündü. Disneyland’de tüm gün farklı bir oyuncağa binmişim tadında. Yemek yediğim bu yerin adı Rokusan Sushi Tsutenkaku. 1.595 jpy tuttu. Nakit ödedim. Sonra otele giderken Family Mart’tan ıvır zıvır aldım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir