“7 Mart 2026 Cumartesi: Japonya’daki son günümden merhaba. Sabah Narita Havalimanına gidecek tren istasyonuna yürüyerek keşif yaptım. Cebimdeki son yüz doları da bugün bozdum. Tren biletimi aldım. 05:40 İlk tren. Otelden buraya yaklaşık 650 metre yürüyeceğim. Umarım hava karanlık olmaz. Bugün Daikanyama’dayım. Tsutaya Books adında bir kitapçıyı görmek için geldim. Sakin, güzel, huzurlu bir ortam. Princi diye bir kafede kahvaltımı ettim. Tostun yanında brokoli salatası da vardı. Kahvaltının içinde çay varmış ben kahve de almıştım. Neyse bende ziyan etme yoktur. Hepsini yedim. Ayağımda Hoka’lar. Bakalım eklem dostu olduğunu gösterecek mi? “


Daikanyama Tokyo ile vedalaşmak için harika bir seçim oldu. Tokyo’nun en zarif ve “iyi yaşama sanatı” hissini en yoğun veren mahallesi. Şibuya’ya sadece bir durak mesafede. Ama onun çok ötesinde bir sakinlik ve dinginlikte. Tsutaya Books Japonya’nın ünlü kitap zincir dükkanlarından biri. İngiltere’deki Waterstones ya da Paris’teki Shakespeare and Company gibi. O gün semtte kurulan antika ve vintage satan Daikanyama bit pazarına da denk düştüm. Eski Japon porselenleri, vintage giysiler, çantalar, plaklar, takılar, kitaplar tezgahlara dizilmişti. Ancak çantamda ufacık bir iğne koyacak kadar bile yer olmadığı için alıcı gözüyle bakmadım.

Ueno’ya döndüğümde parkta son vakitlerimi geçirdim. Otele dönmeden önce akşam yemeğimi Ueno’da Uogashi Nihon-ichi adında mahalle lokantası görünümlü bir suşicide yedim. Etrafımda birkaç Japon, biralarını yudumlarken arada yeni siparişler veriyor, ustayla sohbet ediyordu. Yemeğimin sonunda çeviriye Japonca olarak teşekkür mesajı yazdım. Ustanın eline sağlık gerçekten. Ama bu teşekkür, sadece lezzeti için değildi; o küçük dükkanın içeri girenlere hissettirdiği kırk yıllık dost duygusu için de edildi.


