

“6 Mart 2026 Cuma: Hakone trenindeyim. Elimde 8.000 yenlik biletim. Seyahatimin son aksiyonuna hazırım. İstasyona gelişim çok kolay oldu. Şinceku’ya tek hatla geldim. Odakyu tabelalarını takip ettim ve biletlerin satıldığı, daha turistik, İngilizce konuşan iki kadının durduğu kiosk karşıladı beni. Gidişi romancer trenle aldım. Yani büyük camlı seyir treni. 08:11 yola çıktık. İyi ki bugün, bu turu yapıyorum. Şehirde genelde kalabalığa karışıp bir şeyler almanın peşine düşüyor insan. Bugün Disney Land’e gitmiş gibi olacağım. Defter de iyi yetti. Seyahatle birlikte son yaprak biter. Evler hep bir ya da iki katlı. Her yer fabrika, hep sanayi. Sokaklar daracık. Bugün hava bulutlu. Düz bir zemine, kesintisiz ev doldurulmuş gibi. (Burada bir hikaye taslağı not almışım.) Küçük bir dağ kasabasında indim önce. Cebimdeki parayla 300 yene pirinçli, tatlı patatesli bir yemek aldım. İçi de klasik kırmızı fasulye ezmesi. Artık şu kırmızı fasulyeyi ben bile özler oldum. Sonra damgalı kurabiye yapan bir adam vardı. Oradan pofuduk ve sıcacık bir tane aldım. 0,80 yen. Sonra tam kasabanın içine doğru biraz yürüsem mi yoksa dağ trenine binsem mi derken bin bir çeşit kurabiyesi olan bir dükkan gördüm. Her birini kaselere doldurmuşlar deneme tadımı yaptırıyorlar. Karnımı doyurasıya yedim. İçlerinde en beğendiğim iki çeşidini de eve götürmek üzere satın aldım. Şimdi Goran’a giden trendeyim. GORA gezegenine yoldayım. Dağ treni bu, yavaş gidiyor. Yol dik. Çok mutluyum. 10:39. “


Odakyu Romancecar treniyle yaklaşık bir buçuk saat süren bir yolculukla Hakone Yumoto ‘ya ulaşılıyor. Geniş panoramik camlar sayesinde yol boyunca manzara izlenebiliyor. Aslında oraya giden daha ucuz, standart trenler de var. Ama asıl keyifli olan, bu yolculuğu Romancecar ile yapmak. Balayı çiftleri ve sevgililer arasında bu yol çok popüler olduğu için adına Romancecar denilmiş.


Trenden indiğimi yer Hakone -Yumoto. Burası dağların arasında küçük bir Onsen (kaplıca) kasabası. Küçük köprülerin altından akan gürül gürül sular, yeşilliklerin arasından görünen ahşap ryokanlar ve tatlı dükkanları ile çok şirin bir kasaba. Onsen Manju ve Castella -yaki yol notlarına yazdığım tatlı atıştırmalıkların adı. Kasabanın istasyonundan kalkan Hakone Tozan Railway isimli nostaljik trenle dağın içine tırmandık. Şinceku’dan aldığım bilet bugün Hakone’de bineceğim tüm araçların fiyatını kapsıyor. Tek biletle o bölgede tüm günü geçirebilirsiniz. Bindiğim bu nostalji treni yaklaşık 40 dakikalık bir yolculukla beni Gora’ya çıkardı. Bu hat, Japonya’daki az sayıda gerçek dağ demiryollarından biri. Tren dik eğimleri aşabilmek için yol sırasında birkaç kez durup yön değiştiriyor. Bunu fark ettiğimde önce ne olduğunu anlamadım; tren yön değiştirince geldiğimiz yola geri dönüyormuşuz gibi hissettim. Rayların iki yanı botanik bahçesi gibi yemyeşil. Bu yol haziran ve temmuz aylarında ortancalarla kaplanıp pembe beyaza bürünüyormuş.


Hakone aslında volkanik bir dağ bölgesi. Yaklaşık üç bin yıl önce volkanik patlamalarla oluşan Ashi Gölü, hala kükürt dumanlarının yükseldiği aktif jeotermal alan Owakudani bölgesi, gölün içinden yükselen kırmızı tori kapısıyla ünlü Hakone tapınağı gibi pek çok ikonik yer bu yolculuk sırasında görülüyor. Hakone Round Course denen bu tur bölgeyi keşfetmenin en güzel yolu. Trenden indiğim yer yani Gora’dan Hakone Cable Car’a binerek daha yukarı, Souzan’a ve teleferikle Owakudani ‘ye geçtik. Teleferikle Owakudani ‘ye ulaşırken aşağıda dumanları tüten kükürt gazları bulutlar halinde etrafımızı sardı. Bu vadi üç bin yıl önce Hakone yanardağının patlamasıyla oluşmuş. Owakudani bölgesinin eski adı Ojigoku, Büyük Cehennemmiş. Sürekli dumanlar yükseldiği için insanlar burayı ürkütücü buluyormuş. Sonradan, Büyük Kaynayan Vadi anlamına gelen Owakudani olarak ismi değiştirilmiş.


Burada siyah renkli yumurtalar satılıyor. Aslında içleri bildiğimiz sarı beyaz yumurta. Doğal sıcak su kaynaklarında pişirilirken sudaki demir ve sülfür yumurta kabuğunu kömür gibi siyah yapıyor. Bir kara yumurta yemek ömrü yedi yıl uzatır sloganıyla yumurtaları satıyorlar. Ancak her biri dörtlü ambalajda satılınca, ömrümü 28 yıl uzatacak kadar yemem mümkün olmadı. Yumurtaları yiyip biraz da hediyelik eşya satan dükkanları dolaştıktan sonra yine teleferiğe binerek turun en masalsı bölümünü başlatmak üzere Togendai Limanı’na ulaştım. Orada beni 18. yüzyıldan kalmış gibi görünen, altın süslemeli bir korsan gemisi karşıladı. Bu süslü tur tekneleri 1950’lerden beri gölde sefer yapıyorlar. Yaklaşık yarım saat gölde ilerledikten sonra suyun içinde yükselen Hakone Tapınağının kırmızı torii kapısı sol yanımızda göründü. Bu tapınak 757 yılında kurulmuş. Bu bölge yüz yıllar boyunca Edo’dan Kyoto’ya yürüyen tüccarların, samurayların ve hacıların izlediği güzergahın tam ortasında yer alıyor. Tekneden indikten sonra, bir otobüsle beni Tokyo Şinceku’ya götürecek dönüş trenine bindim. Dönüş trenimi romancer almadığım için tren çok fazla durakta durdu ve yol uzun sürdü. Ama o kadar keyifli bir gün geçirmiştim ki trende tatlı bir yorgunlukla uyuyakaldım.




Günün sonunu muhteşem bir akşam yemeğiyle kapattım. Tokyo Pizza Studio Tamaki, nefis bir pizzacı. Birçok gurme tarafından Tokyo’nun en iyi pizzacısı olarak gösteriliyor. Napoli pizzasını Japon titizliğiyle yeniden yorumlayan bu yerin Tokyo’da iki şubesi var. Ben Tokyo Tower’ın oradakine gittim. Hemen yanındaki Hard Rock Cafe’den çocukların siparişi olan Tokyo yazılı sweatshirt aldım. PST’nin alamet-i farikası, Japon ve Amerikan unlarını kendi tarifleriyle harmanlamaları ve hamurun otuz saat fermente edilmesinde yatıyor. Odun fırınına zaman zaman sedir ağacı talaşı da ekledikleri için pizzaya hafif isli, o çok yakışan odunsu aroma da geçiyor. Mekânda az sayıda masa var. Bu nedenle rezervasyonlu gitmek iyi olur. Ancak ben akşam yemeği için erken sayılabilecek bir saatte gittiğim için rahatça yer buldum. Bir not düşeyim: Sadece nakit kabul ediyorlar.


