Seyahatimin son üç gününe vardım. 5 Mart 2026 Perşembe günü Şinkansen’e son defa binerek Tokyo’ya yola çıktım. Dönüş uçağım 8 Mart Pazar. Tokyo ne kadar kalırsanız kalın hep biraz eksik. Listemde hâlâ Tokyo’da görmek istediğim yerler vardı ve sevdiğim, özlediğim, tanıdık birine yeniden kavuşacakmış gibi heyecanlıydım.

“5 Mart 2026 Prş. Tokyo’ya gidiyor olduğum için mutluyum. Bu plan, başı Tokyo, sonu Tokyo şeklinde iyi oldu bence. GPT amca yine bana bir sürü önerilerde bulunmuş. Onunla bu tatilde kurduğum ahbaplık insanla kurulanı geçti. Aklım, gönlüm, ruhum dolu dönüyorum. Kendime bir adım daha yaklaştım. Kararsız bir insanım, kaygılı. Bu huyum, on yedi gün kesintisiz maruz kaldığımda bana bile yük. Çünkü yol boyunca sürekli karar almak gerekiyor. Japonya bana hep güneşli yüzünü sundu. Arada iki gün yağmurunu da gördüm ama bu Kyoto’da çok keyifli oldu. Sanırım bu defterin üzerinden geçerken, o anları yeniden tekrarlamak hoş bir yazım süreci olacak. Kendimle olmak çok iyiydi. Hemen ritüellerimi oluşturdum. Akşam küvet doldurup banyo keyfi yaparken buz pateni izlemek. İlk geldiğim tarihte İtalya’da yapılan 2026 Kış Olimpiyatları vardı. Onu canlı izledim. Çiftler serisine denk geldim. Sonra dün YouTube kadınlar serisini buldum. Kesintisiz dört saat. Onu yer yer atlayarak iki saate yakın izledim. Türkiye’ye dönmeden bir sırt çantası almak istiyorum. Belki şık bir kalem kutusu ve denk düşersem bir spor ayakkabı daha. Yine iki seçenek var kafamda. Ya Tokyo’nun tadını çıkarmak ya bir günü Hakone’ye ayırmak. Bakalım… Yalnız Hiroşima’ya gitmesem çok üzülürmüşüm kesin. Dün nefis bir gündü, Miyajima ile birlikte. “


Tokyo’ya döndükten sonra Ueno’daki otelime yerleştim. Seyahatin başında Ueno’ya gezmek için gelmiştim, finali de burada yapmaya karar verdim. Çünkü havaalanına gidiş buradan çok kolay tek bir trenle transferi çözebiliyoruz. Ueno Park, Japonya’nın ilk halka açık parklarından biri. İçinde Shinobazu adında doğal gölet var. Göletin çevresinde de ağaç altı banklar, yiyecek içecek satan küçük büfeler bulunuyor. Kuğu biçiminde pedallı tekneler ve kayıklarla gölde gezinti yapma imkanı var.
Ueno’nun şüphesiz en renkli köşelerinden biri de Ameyoko çarşısı. Bu çarşıda tren raylarının altından geçerek yürünüyor. Bu çok sinematografik bir görüntü. Ameyoko çarşısı, iki istasyon arasında yükselmiş demiryolu viyadüklerinin altında kurulu. Raylar yerden on metre kadar yüksekte. Viyadüklerin altındaki boşluklar zamanla dükkanlara dönüşmüş. Başınızın üzerinden birkaç dakikada bir tren geçiyor.

Ueno’da, Ramen Aidaya 2 Ueno isimli Tokyo’nun oldukça popüler ramen duraklarından biri var. Çin kökenli eriştelerin Japonların kendi damak zevkine göre yeniden yorumlanmış hâli diyebiliriz ramene. Balık bazlı çorbanın içinde buğday eriştesi, ayrıca domuz, balık ya da tavuklu seçeneklerle sunuluyor. Japonya’da menüler az seçenekli. Ancak yemeğin kalitesi mükemmel yorumlanmasıyla ilişkili. Bu dükkan, Ueno’da küçücük, en fazla on kişinin yemek yiyebileceği bir yer. Karidesli wonton ramenleri çok lezzetli. Wonton bir tür mantı. Burada da ramenin içine eklemişler. Masadaki sürahiyi su sanarak bakmadan içmem, sanırım restorandaki en dramatik andı. Ramenlerine eklemek için masalara kurutulmuş sardalya bazlı balık suyu koymuşlar. Ana yemek olarak sukiyaki rice bowl yedim. Pilavın üzerinde ince dilimlenmiş bir parça et ve en üstte çiğ yumurta sarısı. Ben de tıpkı bir Japon gibi yumurta sarısını pilava karıştırarak usulünce yedim.


Japonya’da görmek istediğim diğer bir yer Akihabara bölgesiydi. Ueno’ya çok yakın olan bu semt, çizgi roman evrenini ve teknoloji çarşısını bir araya getirdiği için uzun yıllar Electric Town olarak anılmış. Japonların dev elektronik mağazası Yodobashi Camera burada. Eski Nintendo ve sega kasetlerini satan retro oyun dükkanları, gachapon adı verilen içinden sürpriz oyuncak çıkan kapsül makinelerinin bulunduğu dev salonlar, garsonların anime karakterleri gibi davrandığı tematik kafeler gibi daha pek çok ilginç yer var. Bu kalabalığın içinde en sembolik olanları seçip girmek istedim. İlki Radio Kaikan oldu. Yaklaşık on katlı bu binada anime karakterleri, koleksiyon ürünleri var. Japon çizgi romanına manga, onun animasyon haline ise anime deniyor. Anime Japonya’da yalnızca çocuklara yönelik bir eğlence değil; edebiyat ve sinema kadar ciddiye alınan, hayatın içine nüfus etmiş bir anlatı biçimi. Her yaşa ve her zevke hitap eden animeler arasında romantik hikayelerden bilim kurguya, tarihi anlatılardan psikolojik drama kadar pek çok tür var. Bu nedenle Doraemon, Goku, Sailor Moon gibi karakterler, burada sadece çizgi kahraman değil; sinema yıldızı değerinde. Amerikalılar için Mickey Mouse, Tom ve Jerry neyse bunlar da uzak doğunun ünlü hayali kahramanları.



Günü biraz alışverişle bitirdim. Yazı boyunca size kozmetik ürünlerden, cilt bakımından pek bahsetmedim. Belki en sonda, “Japonya’dan neler aldım?” diye ayrı bir başlık açarım. O gün Shimokitazawa adlı semte gittim. Tokyo’nun batısında, Shibuya’dan birkaç durak ötede, küçük ama karakterli bir mahalleydi. Buraya gitme sebebim kendime renkli bir sırt çantası almaktı. Bir gece önce interneti kurcalarken bu mağazanın ürünleri çok hoşuma gitti. Cotopaxi Ekvator’daki dünyanın en yüksek aktif yanardağlarından birinin adıymış. Markanın reklamı gibi olacak ama hikayesi gerçekten ilginç. Kurucusu Latin Amerikalı biri ve yaşadığı bölgede yoksulluğu yakından görmüş. Bu yüzden sadece iyi ekipman üretmek değil, dünyaya da iyi gelmek gibi bir anlayışla yola çıkmışlar. Üretim sırasında hiçbir şeyi ziyan etmemeye dikkat ediyorlar. Çantaların bu kadar renkli olmasının nedeni de bu. Başka üretimlerden artan, normalde çöpe gidecek kumaşlar bir araya getiriliyor ve o gün üretim yapan işçiler tarafından özgürce birleştiriliyor. Böylece birbirinin aynısı ikinci bir çanta da üretilmemiş oluyor.

Sanırım bir şeyin hikayesi varsa, ürün de o hikayenin gücünü yansıtıyor. Ben o semte sadece fotograflarını beğendiğim bir çantayı almak için gitmiştim. Ancak arkasındaki hikaye tam benlikmiş. Parça kumaşlarla biraz kusurlu, çokça renkli ama bütünüyle biricik…
