Londra-Eylül 2014

Evet bloğumun misyonu, Çocukla gezmeyi özendirmek olabilir ama bu kocamla başbaşa yaptığımız kaçamakları engelleyemez !!!! 🙂

Bir akşam evde bilgisayar başında çalışırken, aklıma birden, keşke Londra’da bir müzikal izliyor olsaydık düşüncesi yerleşti.Daha önce hem Ateş’le tek başımıza hem çocuklarla birlikte hem de kız arkadaşlarımla Londra’ya gitmiştim  ama hiç birinde müzikallere,tiyatrolara gitmedik.İnternete girdim .www.boxoffice.co.uk adresinden musicals içinden iki tane seçtim.Biri Her Majesty Theatre ‘da ,The Phantom Of The Opera,diğeri de Novello Theatre’da Mamma Mia ..Yazımın akışında ikisini de detaylı anlatacağım.

25 Eylül 2014 Prş.

Akşam iş çıkışı Sabiha Gökçen’den, Pegasus ile hayatımın en sıkıcı uçak yolculuklarından birini yaparak uçtuk.Uçuş o kadar kötüydü ki her ikimiz de  resmen,bir daha Pegasus ile uçmayalım dedik ..Öncelikle Pegasus bu aralar nedense tüm denk geldiğim uçuşlarında rötarlı kalkıyor.21.00 de kalkması gereken uçak da 21.00 de ancak yolcu alımına başlayabildi.21.40 da havalandık.Uçuş boyunca ışıklar açık seyahat ettik.Bir ara hostesi çağırarak bu ışıklar ne zaman kapanacak diye sordum.Duty free servisimiz bitince dedi.Bindiğin andan indiğin ana kadar bir satış baskısı yani.Işıklar kapanırsa yolcuların uykusu gelir ve bir şey satamayız telaşı.El bagajı kapaklarında yazan ”ucuz biletin adresi” sloganından bile rahatsız oldum.Çünkü ucuz bilet , belli bir konfor ile sunulamadıktan sonra  sadece ucuz olduğun için neden tercih edilsin..Gece yolculuğunda ışıkları kapatmak ise konfor bile değil gerekliliktir.Neyse…….

IMG_9273

Karı Koca Londra’da 🙂

Uçaktan indikten sonra önce, tren ile gitmek üzere  bilet almak için  gişesine geldik.Trenin yarım saat sonra kalkacağını öğrenince otobüs ile gitmeye karar verdik.Tren ile 45 dakikada gideceğimiz yolu otobüs ile 1 saat 10 dakikada aldık.Otobüsden indikten sonrası ise tam bir kabustu.Türkiye saati ile saat 3.30 falandı.Artık uykusuzluk ve yorgunluktan bitmiştik.Taksi yoktu.Iphone’un haritasını açtık.1 km varış mesafesi gösteriyordu.O yolu yürüdük.Üstelik hatalı yollara saparak.Neyse otelimize Londra saati ile sabahın 2 sinde vardık.Uyku düzenimiz iyice bozulmuş bir halde hemen yattık.Ertesi güne biraz olsun dinlenmiş olarak başlamak gerekiyordu.

26 Eylül Cuma

Sabah otelimizin hemen yanındaki bir cafe de kahvaltı ettik.Somon,yumurta,reçel ve kahveden oluşan kahvaltımız oldukça lezzetliydi.

IMG_9317

Günlük metro kartı aldık.9  gbp günlük metro biletinin fiyatı.Tek biniş 3 gbp bu nedenle günlük bilet almak çok ekonomik.

İlk durağımız British Museum oldu.www.britishmuseum.org

Müzeye giriş ücretsiz.Girişte aldığımız haritadan, gezmek için öncelik verdiğimiz bölümleri seçtik.Sonuçta burası yarım günde gezilebilecek bir müze değil biz de Anadolu,Mezapotamya,Roma,Yunan , İskender ve Halikarnas odalarına öncelik verdik.1753 yılında kurulan bu müze Londra’nın öncelikli gezilmesi gereken yerlerinden biri.Dünyanın her tarafından toplanmış 7 milyon eser var.Bu arada dünya medeniyetlerinden toplanan bunca eserin neden çıktığı topraklarda olmadığı,bir kısmının oraya nasıl geldiği de ayrı bir konu.Örneğin Türkiye, Anadolu’dan kaçırılan tarihi eserleri iade etmeyen müzelerin geçici sergilerine, parça vermeme kararı almış ve bu müzelerin arasında British Museum’da var.Müzede Türkiye,İtalya ve Yunanistan’dan gitme pek çok eser var.Müzenin büyük bir satış mağazası ve mağazada hediyelik eşya dışında pek çok yayını da var.

IMG_9297

IMG_9292

 

IMG_9290

IMG_9289

IMG_9282

IMG_9288

IMG_9283

IMG_9365

Müzeden Covent Garden 1.5 km.Covent Garden’a doğru yürürken küçük bir İtalyan restorantı gördük ve öğle yemeğimizi orada yedik.Bugün somon günümüz galiba..Izgara somon harikaydı..Yemeğimizin ardından covent garden’da biraz dolaştık.Sonra yine metroya binerek St Paul Katedralinin önündeki köprü olan Millenium köprüsünün üzerinden geçerek Tate Modern‘e geldik.

Tate Modern www.tate.org.uk

Nehrin kenarında ,modern sanat eserlerinin sergilendiği bu müze yaklaşık 6 katlı.Müzenin içindekiler adı üzerinde modern sanat eserleri olunca anlamlandıramadığın yada bambaşka anlamlandırdığın şeylere bakıyor olmak kimseyi şaşırtmıyor.Ateş bir ara, ben 3.katta bir video izliyorum dedi.Merak edip yanına gittim.Mavi bir perde,videodaki görünti sadece mavi renk ve Fransızca  bir konuşma ..Müzenin içindeki cafe ve hem alt kat hem de girişde yer alan satış bölümü de çok büyüktü.Oradan evimiz için pek çok afiş,grafik ve objeler aldım.Müzenin dışındaki parkda oturup Thames nehrine karşı bir şeyler içmek de çok keyifli.

IMG_9305

IMG_9307

IMG_9302

Tate Modern

Tiyatromuzun saati geliyordu .Regent Street’e yola çıktık.Oyun öncesi bir şeyler yiyecek vakit yoktu zaten çok aç da değildik.Londra’da her yer Pret a Manger kahvecileri ile dolu.Bu dükkanlardan kahve ve atıştırmalık bir şeyler alıp yola devam ettik.Bunu yazmadan geçemeyeceğim burası sandviçlerinden ,meyveli müslili yoğurtlarına ve kurabiyelerine geniş bir yelpazede ürün çeşidi olan ve hepsi çok lezzetli ,sunumu güzel gerçekten çok beğendiğim bir yer.

Londra’da Müzikal

Londra’da o kadar çok tiyatro var ki neredeyse her köşe başında karşınıza bir afiş ve ışıklı neonları ile bir sahne çıkıyor.Ve her biri dolu.Kapıdan gelip bilet almaya kalksaydık kesinlikle yer bulamazdık.Bu nedenle size de internetten almanızı tavsiye ediyorum.Yerler fiyat açısından çok çeşitli.Ama ortalama fiyatın altında bir yerden almayın.Çünkü ortalama bilet fiyatı olan yerlerin bile çok iyi olduğunu söyleyemeyeceğim.Oyun gerek kostümler gerekse sahnedeki dekor olarak çok gösterişliydi.Sürekli değişen dekorların her biri devasa boyutlardaydı.Dev bir avize havada uçuyor,kocaman bir merdiven geliyor,filler dans ediyor kısaca çok gösterişli bir sahnesi vardı.Konusu ise kısaca ;opera salonunda yaşayan ve oyuncuları korkutan hayalet ,başrol oyuncusunun bu garipliklerden bıkıp   korkarak  işi bırakmasına sebep olur.Onun yerine  başrole çıkan Sophia’nın ,güzelliğine ve sesine, hayalet aşık olur.Ama Sophia başkasını seviyordur..Kısaca, sevdiği adam ve kendisine aşık ,yüzünün bir yarısı yaralı olduğu için maske ile dolaşan ,ümitsiz aşık hayalet.Muhteşem görsellikler ve müzik eşliğinde sıkılmadan 2.5 saat geçirdik.Çıktığımızda inanılmaz acıkmıştık.Her yer ,günün her hangi bir saati gibi kalabalıktı.Tiyatronun karşı tarafında Angus Steak House gördük ve fazla düşünmeden girdik..Ardından yine günlük metro kartlarımız ile otelimiz.

IMG_9310

27 Eylül Cumartesi

Bugün Notting Hill’de Portebello pazar var.Daha önce bir kere Bilge ile gitmiştik.Sabah erkenden güne ilk burası ile başlamaya karar verdik.Metrodan öyle bir kalabalık eşliğinde indik ki aynı kalabalık hep birlikte Portebelloya vardık.Notting Hill zaten renkli,şirin evleri ile güzel bir semt.Dükkanların önünde sokak tezgahları kurulu.Kiminde takılar var,kiminde eski plaklar,çantalar,tablolar,kitaplar,tişörtler,cam eşyalar.Bunları uzun uzun inceleyerek kurcalayayım derseniz bir gün rahatlıkla pazarda geçer.Giysi ve eşların sergilendiği kısım bitince yiyecek pazarı başlıyor.Peynirler,meyveler,krepçiler,patates ve sosis büfeleri.Kendimize 5 gbp’ye 3 çeşit peynir alıp paket yaptırdık.Ayrıca kıpkırmızı renklerine canım çektiği için bir kutu frambuaz alıp elimizde yiyerek pazarı gezmeye devam ettik.Teneke tablolar,porselen fincan ve tabaklar çok güzeldi.Pazarın her yerinde sokak çalgıcıları var ve vakit olsa hiç sıkılmadan dinleyecek kadar güzel müzik yapıyorlar.

IMG_9323

IMG_9352

Buraya ayırdığımız 1,5 saatlik sürenin sonunda soluğu yine metroda aldık.Knightsbridge’de inerek Natural History Museum‘a devam ettik.Aslında ben değil de Ateş devam etti.Önceki yıllarda Efe ve Ela ile geldiğimizde çocuklarla bu müzeyi gezmiştik.İçindeki dev dinazor iskeleti Efe’nin çok ilgisini çekmişti.Benim çocuklar için almam gereken şeyler vardı bu yüzden 2 saat sonra buluşmak üzere Ateş’den ayrıldım.Önce Harrods‘a uğradım.Buranın hediyelik eşya reyonundaki kalemler muhtelif ıvır zıvırlar her zaman ilgimi çeker.Ayrıca çay aldım.Mağazaya girerken metro kartımı cebimden düşürmüşüm.Çıkışta düşürdüğüm yerde üzerine basılı bir şekilde bulunca çok şaşırdım.Ela’ya baston puset almak istiyordum .Mac Laren’in Knightsbridge’de mağazası olduğunu internetten görmüştüm ama bu semt çok büyük ve adresi bulamadım.

Ateş ile buluşup Alain De Button‘un Life Of School‘unu görmek için Russel Square’e devam ettik.Metrodan bulunduğu caddenin önünde indik.Açıkçası hiç bir albenisi olmayan ,küçücük bir yer olduğunu görünce şaşırdım.Bulunduğu sokak da mahalle havasında.

IMG_9328

IMG_9330

 

Fotograflarını çekip ,İstanbul’da Hayat Bilgisi adı ile benzer bir projeyi hayata geçiren ve kesinlikle burada gördüğümüzden daha iyi bir fiziksel ve içeriksel ortam sunan Azmi’ye tebrik mesajı  attık.www.hayatbilgisi.co

Bulunduğumuz sokakta bir pub’da oturduk.Adını not almayı unuttum bu pub’ın.Ama çok sevimli,klasik bir ingiliz mahalle pubıydı.Ateş  sigara ve  bira molası yapıp arkadaşları ile bol kahkahalı msn yazışmaları yaptı.

IMG_9333

Tekrar Metro ve Piccadilly.Eros heykelinin önü her zamanki gibi yerlere yayılmış gençlerle kaynıyordu.Ragent Street tarafına doğru yürüdük.Yolu trafiğe kapatarak caddenin ortasına amerikan futbolu etkinlikleri yapılan platformlar kurmuşlardı.TV kameraları çekimler yapıyor ,caddenin üzerine kurdukları dev perdelerden görüntüler izleyiciler ile paylaşılıyordu.Bir süre seyrettik ardından yanımızda Hollister mağazasını gördük.O mağazanın karanlık konseptinde bir şey almak mesele.Nitekim bizde hem kalabalık hem karanlık nedeni ile girdiğimiz gibi çıktık.Hamleys’e kadar yürüdük.Her zamanki gibi çok kalabalıktı.Ela bebek siparişi verdiği için kalabalığa rağmen girdik ve almayı başardık.15 gbp’ye bir bebek.Çıkışta üzerimize gelen felaket kalabalığa rağmen Oxford caddesne kadar yürümeyi başardık.Cadde, Regent ‘dan da daha kalabalıktı.Efe’ye arkasında Ronaldo yazan bir forma aldık:) Kasada ödemeyi yaptıktan sonra artık yorgunluktan bitmiştik.Caddenin Soho tarafına geçerek bir ara sokaktan Soho’ya ulaştık.Fakat restorant arayacak halimiz bile kalmamıştı.Güzel bir yere benzettiğimiz hamburgerciye hemen girdik.Biz girdikten hemen sonra orada da kapıda bekleme sırası oluştuğu için zamanlamamız oldukça iyiydi.Cumartesi günü o bölge o kadar kalabalık ki bence en kötü yerlerde bile  bekleme sırası oluşabilir.Ama hamburgerler iyiydi.Yemek sırasında biraz dinlenmiş de olduk.

IMG_9339

Kahveleri restorantın hemen yanındaki Pret an manger’den içtik.Yürüyerek tiyatromuza devam ettik.Yol üzerinde yine bir çok tiyatro sahnesi gördük.Oyunun başlamasına 1 saatten fazla zaman vardı ve tiyatro Covent Garden’a çok yakın olduğu için biraz oralarda dolandık.Covent Garden’da Ben’s Cookies vardı.İstanbul’a götürebilirim düşüncesi ile her çeşidinden çocuklara birer tane aldım.

Bu akşamki oyunda yerimiz zeminin bir üst katı ve o katın en arka sırasıydı.Önce bu bilette bir yanlışlık mı var yanlış yere mi oturduk diye düşündüm.Sonra kafamı yukarı kaldırdığımda bizim üzerimizde 2 devasa kat daha olduğunu gördüm.Artık o katlarda oturanlar nasıl seyredebiliyor bilemiyorum:)Dikine bir oturuş düzeni yani.

Mamma mia ,Abba’nın bildik şarkıları ile Yunanistan’ın bir kasabasında geçen,neşeli hikayesi ile çok güzel bir oyundu.Evlenmek üzere olan genç kız babasının kim olduğunu öğrenebilmek için gizlice annesinin günlüğünü okur ve öğrendiği 3 baba adayına ayrı ayrı mektup yazarak onları düğününe davet eder.Gerçek baba kim?Eğlenceli bir şekilde hikaye devam eder.Oyunun ardından metro istasyonuna yürüdük.Ama o durak kapalıydı.Bu sefer covent garden duragına yürüdük orası da kapalıydı.Langester Square ‘den binebildik.Durakların bir kısmı kapalı olduğu için inanılmaz bir kalabalık eşliğinde metroya girdik.

İşte 2.günümüz de böylece bitti.Daha yapılacak çok fazla şey olabilir.Ama 2 günlük bir seyahat için bu bile yeteri kadar yorucuydu.Londra kalabalık,hareketli,sanat dolu bir şehir.Metrolarda sadece sinema,tiyatro,müzikal ilanları …Keyifli bir gezi oldu.Biz bunları yaptık ama Londra’ya gittiğinizde yapmanızı tavsiye edeceklerimi Londra Notları yazısı ile size hap gibi özetliyor olacağım..Sevgi ile kalın..

IMG_9335

IMG_9338

 

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://ailecekgeziyoruz.com/londra-eylul-2014/

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

 

Translate »